- Kategori
- Kitap
Bir iktisat dinozoru ile tanışmanın keyfi

İktisat ne mesleğimdir, ne de bana çok cazip gelen bir konu. Ekonominin en derin mevzularının işlendiği, rakamların, grafiklerin, tabloların gerçek yaşamı anlamaya ve anlatmaya çalıştıkları bir bilim dalı olarak algılanır genellikle.
Ancak zamanında bir arkadaşım bana işletme ile iktisat arasındaki farkı anlatırken ilginç bir benzetme yapmıştı. "Eğer" demişti, "ekonomiyi bir gemiye benzetecek olursak, iktisat geminin kazan ve motor dairesidir ve gemi giderken kimse gemide böyle bir bölüm olduğunu bilmez, işletme ise geminin dümen dairesidir ve herkes gemiyi hareket ettirenin dümeni elinde tutan kaptan olduğunu zanneder"
Tarif gayet güzeldi ama ben yinede gemide seyahat edip, denizin keyfini çıkarmayı, motor dairesini incelemeye her zaman tercih ettim.
Elbette insan yaşamı sorguladığı, ne, neden, niçin, nasıl, ne zaman sorularını sormaya başladığı zaman, hiç istemediği konularında kucağına düşüyor elde olmadan. "Neden benim ülkemin insanları fakir?", "Bu kader midir?", "Neden Avrupa ülkeleri zengin iken Afrikalı insanlar fakir, aç ve her daim ölümle yüz yüzeler?", "Aynı toplumun içinde bile neden hem zengin hem de fakirler var?", "Neden bazı insanlar sabahtan akşama çalışırken, açlık sınırında yaşarken, bazıları bir taşı bir yerden alıp bir yere koymadan hayatları boyunca sefa sürebiliyorlar?" diye sorası geliyor.
Eğer bu basit sorulara, alışageldiğimiz ve kendi kendimizi kandırdığımız cevapların dışında yanıtlar aramak istiyorsanız sizlere bir kitap tavsiye etmek isterim. Aslında benim de rastlantı ile, bir kitapçı rafında öylesine denk gelip, merak ederek aldığım bu kitap, beni ülkemizin dinozor iksisatçılarından birisi ile tanıştırmış oldu aynı zamanda; Oya Köymen
Kitabımızın adı ise; "Sermaye Birikirken; Osmanlı, Türkiye, Dünya" / Yordam Yayınları
Kitapta geçen kısa yaşam öykünden alıntı yapacak olursam, yazarımız 1967-1977 yıllarında ODTÜ, 1977-1983 ve 1990-2003 arası dönemlerde Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmış. 1973'de doçent, 1979'da profesör olmuş. Şimdi merak edeceksinizdir 1983 yılı ile 1990 yılı arasında neden bir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmadığı diye. Bunun cevabını, günümüzde sol partilerimizin savunur duruma düştüğü YÖK'ün 1980'li yıllarda, solcu öğretim görevlilerine karşı yürüttüğü cadı avında bulabiliriz. Hocamız o dönemin ünlü 1402'lik öğretim üyeleri listesindedir ve öğretim üyeliği görevinden atılır.
Kitapın ilk giriş bölümünde sevgili hocamız, kısaca 1970'lerin öğrenci profili ile 1990'ların öğrenci profilini de karşılaştırır ve elde ettiği sonuçlar insanı kederlendirecek kadar karamsardır. Bu karamsarlık sırf öğrencilerin eğitime ve bilime bakış açısında da değildir. Aynı zamanda üniversite yönetimlerinin bağımsızlığı ile öğrencilere aktarılan ekonomi biliminin temelleri de sarsılmıştır. Bunu kitaptan kısa bir alıntı yaparak aktarabiliriz; " 1990'da Boğaziçi Üniversitesi'ne geri döndüğümde iktisat ders kitaplarında, akademik dilde ve üniversitenin "havası"ndaki değişiklik oldukça çarpıcıydı. Ders kitaplarındaki makroekonominin kurucusu Keynes, dipnota atılmıştı. İktisatta, giderek artan karmaşıklıktaki matematiksel modelleriyle neoklasik iktisat tam bir egemenlik kurmuş; ekonomi programında "iktisat tarihi" seçimlik derslerin arasında bile marjinalleşmişti"
Oya Köymen'in, belki iktisat eğitiminde ortaya çıkan bu boşluğu doldurmak, belki de iktisatın matematiksel modeller dışında kavranabilecek basit mantığını sergilemek amacıyla bu kitabı kaleme aldığını düşünüyorum. İnsanlığın ekonomi tarihini ve ekonominin içsel yapısını bir lise öğrencisinin anlayacağı sadelikte ve bir o kadar da temel esaslar ile neden sonuç ilişkileri üzerine kurgulanmış bir kuramsal kitap ortaya çıkmış.
Hani bazen e-posta aracılığı ile mizahi dilde yazılmış, karı-koca arasında sarf edilen klişeleşmiş cümlelerin içerdiği esas anlamlarla ilgili çalışmalar olur ya. İşte ekonomi jargonunun da halk diline çevrilmesini sağlayan bu kitabı şiddetle tavsiye ettiğimi bilmenizi isterim. Örneğin; "FED'in faizleri yükseltme ihtimaline karşı borsa endeksi düşmeye başladı, piyasalar tedirgin, sıcak para çıkışı durumunda, ekonomi durgunluğa girebilir; o zaman da faiz dışı %6, 5 fazlayı tutturmak ve cari açığı finanse etmek güçleşebilir" ifadesinin "Türkçe"ye çevirisini bu kitapda bulabilirsiniz.
Ancak kitabı esas okumasını istediğim insanlar, son dönemlerde meydanlarda anti-emperyalist söylemler geliştiren ama zannedersem bu kavram hakkında yeterince bilgi sahibi olmayanlardır. Çünkü emperyalizm, basit anlamda kapitalizmin tekelleşmiş ve işgalcileşmiş halidir ve bu kapitalizmin doğasında vardır. Bir zamanlar bu ifadeyi kullanmış olmak, insanların komünist ve vatan haini olarak suçlanması, neticesinde de hapis yatması için yeterli görülürken, bugün meydanlarda bu kadar rahat dile getirilmesini hayretle karşılıyorum açıkcası. Bu beni bir yanıyla mutlu ederken bir yandan da kavramların içinin boşalmış olmasına üzülüyorum.
Ancak insanlar bu kitapı okudukça, kapitalizmin klasik ve neoklasik yorumları ile, yatırım, kar, değer, sermaye ve sermaye birikimi süreçlerinin, kapitalizmin ilk gelişim dönemleri, olgunlaşma dönemleri ve kriz dönemlerini gerek gelişmiş ülkeler gerekse de, gelişmekte olan biz ve bizim gibi ülkeler için nasıl yaşandığını görebilirler. Ve kapitalizmin, 1950-1973 yılları arasında olduğu gibi, Keynesçi anlayışla ele alınarak sosyal adalet, eşitlik açılarından yaklaşıldığında yaşanılabilir bir zemin sunduğunu da kitaptan anlayabiliyoruz.
Ayrıca toplumlarda her ekonomik sürecin yarattığı siyasal değişimlerde gayet mantıksal bağlantılarla kitapda sunuluyor.
Bu konularla ilgilenen arkadaşlara önerdiğimi söyleyebilirim.