- Kategori
- Yemek - Mutfak
Damak zevki

' Antalyalı mısınız? ' başlıklı blogumda, yöresel yemeklerimizden sözetmiştim kısaca. Bunun verdiği ilhamla, pratik birkaç yemek tarifi yazdım. Beni şaşırtacak bir ilgiyle karşılaştım. Meğer diğer blog yazarları da, benim gibi yemeğe / damak tadına meraklılarmış. Bu beni öyle mutlu etti ki...
Yemek yapmak, hep tanrısal bir şey gibi gelmiştir bana. Hele ki, malzemeniz azsa ve yoktan varediyorsanız. Pişirdiğiniz yemeğe bir sanat eserine bakar gibi zevkle bakmalısınız. Ve bu sanat eserine de hakettiği değeri tadarak vermelisiniz. Bütün duyularınızla algılayarak; koklayarak, bakarak, kızarmış bir böreğin çıtırtısını duyarak...
Ülkemizin tanınmış işadamlarından ve en iyi gurmelerinden biri olan, rahmetli Ali Koçman'la yapılan bir röportajı okumuştum yıllar önce. Canı istediği zaman, dünyanın en ünlü lokantasında yemek yiyebilecek bir servete sahip olan Koçman, en sevdiği yemeğin ne olduğu sorusuna ' Dibi tutmuş pırasa ' yanıtını vermişti. Hiç, dibi tutmuş, güzel bir zeytinyağıyla pişmiş pırasa yediniz mi? Yediyseniz, bu yanıtın doğruluğunu anlarsınız.
Tabii, pırasadan nefret edenleri de tanıyorum. Damak zevki denen şeyin, ne menem bir şey olduğunu asla anlayamamışımdır zaten. Sizin zevkle yediğiniz yemeği, aç kalsa bile yemek istemeyenler vardır. Aynı evde büyümüş, aynı yemekleri yemek zorunda kalmış iki kardeş bile farklı damak zevklerine sahip oluyorlar. Bunun nedenini hep merak etmişimdir.
Yemek yemek kutsal bir ayin gibi olmalıdır benim için. Ağza atılan her lokmanın tadına varıla varıla çiğnenmelidir. Karın doyurmak amaç olmamalıdır asla. Diğer canlılar da karın doyuruyor çünkü. Bizi onlardan ayıran bir yan olmalı. Daha zarif, naif, daha insanca bir yan. Damak zevki denen şey sağlar bu ayrıcalığı. Zevk alarak yemek temel amacınız olursa, seçiciliğiniz de artacaktır. Hep daha güzel lezzetler peşinde koşarsınız o zaman.
Ağzınızın tadı, asla bozulmasın...