- Kategori
- Gezi - Tatil
Mordoğan'da turkuaz bir hafta

Uzun bir seyahatin ardından bir hafta dinlenmek için Mordoğan’dan daha güzel bir yerleşim birimi olamayacağı düşüncesi ile sabahın erken saatlerinde Karşıyaka’dan hareket ediyorum. Yaklaşık bir buçuk saatlik ve oldukça zevkli bir otomobil yolculuğunun ardından Mordoğan’la vuslat gerçekleşiyor. Turkuaz’ın sahibi Tevfik Bey ve güleryüzlü personeli tarafından adeta evime gelmiş gibi karşılanmak beni ayrıca mutlu ediyor ve daha şimdiden “iyi ki gelmişim” dememe sebep oluyor.
Turkuaz Pansiyon’un sekiz odası bulunuyor ve bence en güzel odası olan ikinci kattaki balkonlu odaya yerleşiyorum. Odanın iki ayrı penceresi ve balkonunun hepsi denize nazır. Denizle aramızda on metre var. Hemen üzerimi değiştirip, mayomu giyip kendimi denizin kollarına atıyorum hasret kalınan bir sevgiliyi kucaklarcasına. O çok sevdiğim iyot kokusu doluveriyor tüm hücrelerime, hücre yapı taşlarıma.
Burada kaldığım bir hafta süresince bana, alınan üç kiloya sebep olan Turkuaz mutfağı gerçekten de bir harika. Yemeklerin ve mönünün baş müsebbibi Aydın isimli şeker mi şeker bir kardeşimiz. Patron Tevfik Bey’in de yeğeni oluyor aynı zamanda. Aydın için ayrıca bir paragraf açacağım.
Mordoğan gibi küçük ölçekli bir tatil yöresinde; şakşuka, barbunya pilaki, meyhane pilavı, yoğurtlu-havuçlu meze, börülce, taze fasülye, fava gibi yiyecekleri tadabilme imkanını sadece ve sadece Turkuaz’da bulabilirsiniz. Bunların yanında tabi ki köfte, balık, tavuk ızgaraları, çorbaları, meyve tabakları da var. Tek eksikleri tatlı konusunda çalışmaları yok. Bu konuyu da kendileri ile paylaştığımda, cevapları, tatlı konusundan Tevfik Bey’in eşi Nihal Hanım’ın sorumlu olduğu ancak kendisinin de Turkuaz Apart Evleri’nin başında olduğu için mönülerde tatlı konusunda zayıf kaldıkları oldu. Bir taraftan da iyi ki böyle dedim, ya tatlıları da olsaydı kaç kilo alarak dönmüş olurdum acaba tatilden?
Turkuaz yemeklerinin bir diğer özelliği de porsiyonları. Masanıza gelen porsiyonları görünce önce gözünüz doyuyor sonra midenizin doymaması zaten mümkün değil. Yemeğin üzerine mutlaka ve mutlaka çay ya da kahve servis ediliyor. İçecek konusunda her türlü alternatif mümkün. Özellikle akşam, sahile aldıkları masalarında, enfes mezelerin eşliğinde bir ufak yarısı rakı içmenin keyfine inanın doyum olmuyor. Hele bir de Aras’ın üzerinden doğan tepsi gibi mehtabı yakalarsanız gönül daha ne ister ki diye düşünmeden kendinizi alamıyorsunuz.Rakının yanına gelen Hatay işi içli köfteler ve sigara börekleri gastronomik zevklerinizi doruk noktasına ulaştırmakta hiç ama hiç zorlanmıyor. Bir gün biranın yanına söylediğim patates kızartmasının koskocaman bir kayık tabakta tepeleme dolu olarak geldiğini görünce dilimi yutacaktım, adisyondaki fiyatın ucuzluğunu görünce ise yutacaktımı kalmadı yuttum.
Aydın, pansiyonun herşeyi. O enfes yemeklerin büyük bir bölümü O’nun ellerinden çıkıyor, Aydın aynı zamanda garson, sipariş alıyor, servis yapıyor, Aydın aynı zamanda pansiyon için rezervasyon yapıyor, Aydın hesap alıyor, Aydın’ın çocuklarla ilişkisi mükemmel anne-babaları acaip rahatlatıyor, Aydın DJ’lik yapıyor, çalınan müzik parçaları O’nun sorumluluğunda, Aydın ilk bulduğu boşlukta masanıza gelip oturuyor ve o tatlı Hatay şivesi ile sizinle muhabbet ediyor. Siz yemek yerken gözünüzün içine bakıyor, bir isteğiniz, bir sıkıntınız, hoşunuza gitmeyen bir şey var mı düşüncesi ile.
Aydın da Tevfik Bey gibi eski turizmci. Hatay’da büyük bir otelde aşçılık yapmış. Daha sonra amcasının iş teklifine evet diyerek Mordoğan’a gelmiş. İyi ki de gelmişsin Aydın.
Turkuaz’da güneş batıp da yavaş yavaş akşam yemeği saatleri gelmesiyle; masalarda o güzelim mezeler, içli köfteler, sigara börekleri yerlerini alıyor, rakılar baş köşelere kuruluyor ve müzik türü geç saatlere kadar değişmeksizin sanat müziği olarak seyrediyor. Zeki Müren, Candan Erçetin’in son albümü, Yesari Asım Arsoy ve Selahattin Pınar şarkıları akşamın güzelliğine ayrı güzellikler katıyor. Gel de içme dercesine...
Turkuaz’da çok enteresan olaylara şahit oluyorum. İşletme sahipleri ve personelin müşteri ile olan bağları o kadar güzel gelişiyor ki gerçekten de bir süre sonra bir aile ortamı havasını koklamak sizi hiç de şaşırtmıyor.
Bir gün Ankara’dan altı-yedi kişilik bir aile grubu pansiyona giriş yaptı. Daha önce burada kalmışlar ve birçok müşterileri gibi onlar da aldıkları servisten son derece memnun kalmışlar, her hallerinden bu belli oluyor. Geldiklerinde personelle sarmaş-dolaş oluyorlar ve ailenin annesi bir hediye çıkarıp Tevfik Bey’in eşi Nihal Hanım’a veriyor. Nazar boncuklu bir kolye ve nazar değmesin temennileri ile kolyeyi kendi elleriyle takıyor. Bu, hediye getirenler Ankara’dan gelen bir müşteri, hediyeyi alan da işletme sahibi. Yorum sizin...
Yine bir öğleden önce saatinde, mutfakta öğle ve akşam yemeklerinin hazırlık telaşı var iken lavaboya gitmek için oradan geçiyorum. Bir de ne göreyim müşteri bayanlardan diğer biri oturmuş masaya barbunya ayıklıyor. Personele yardım etmek amacı ile. Yorum sizin...
Öğle yemeklerinin müdavimleri arasında on-on beş kişilik bir turist grubu var. Fransız ve Cezayirli’lerden karma bir grup. Aras’ta kalıyorlar ama yemeklere Turkuaz’a geliyorlar. Tevfik Bey akıcı Arapça ve Fransızca’sı ve de tabi ki güleryüz ve ihtimamı ile onları da mekana bağlamış durumda. İki dilin haricinde İngilizce’ye de hakim olan tam bir turizmci. O gün kendisinin doğumgünü ve turist grubu bundan bir şekilde haberdar oluyor. Gece saatler on ikiyi geçiyorken grup halinde, fransızca doğumgünü şarkıları söyleyerek ve aldıkları hediye bir kazak ile otellerinden kalkıp kutlamaya geliyorlar. Gerçekten de görülesi bir manzara, yorum yine sizin...
Bu arada Yıldız Motel’in her odasına klima taktırmasının haricinde, yine tüm odalarına televizyon da koyduğunu farkediyorum. Ama tercihim klimasız ve televizyonsuz, hem de aynı fiyata olan –sadece beş ytl farkediyor- Turkuaz’dan yana oluyor nedense(?!)
Özellikle hizmet sektörü olmak üzere tüm iş hayatımızın hiç unutmaması gereken konunun insana yani müşteriye verilen değerin, başarı için ne kadar da önemli olduğu, müşterilerin bir güleryüz, bir tatlı dil, ufacık jestler için çok daha fazla paraları ödemeye hazır oldukları, bu kadar kısır geçen bir turizm sezonunda bile işletmecilik anlayışları kuvvetli olan irili-ufaklı tüm işletmelerin kasalarını doldurmakta hiç de zorlanmadıkları duygu ve düşünceleri ile arabamın direksiyonunu tekrar İzmir’e kırdığımda, İzmir’imi de, Karşıyaka’mı da çok özlediğimi farkediyorum birden.