- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Pasaportlarımız
Geçen Şubat’ta, internetten bulduğumuz hesaplı uçak biletlerimizle önce Bangkok’a uçup, ardından kara yoluyla Kamboçya’ya, oradan da nehir yoluyla Vietnam’a gittik. Sınır kapılarında yaşadıklarım, daha önceki tecrübelerimle de birleşince, bu yazıyı yazmak farz oldu.
Dersimiz: Vatandaşlık
Konumuz: Pasaport
Aranyaprathet (Tayland) – Poipet (Kamboçya) sınırında, Tayland tarafındayız. Sırada yetmişiki milletten, yetmişiki çeşit insan var. Yanlış hatırlamıyorsam dört banko açık ve görevliler de maaşallah karınca gibi çalışıyorlar. Al gülüm, kısa bir duraklama, çat damga, ver gülüm, sıradaki...
Fazla beklemeden sıra bize geliyor. Gülümseyerek görevliyi selâmlıyor ve pasaportumu uzatıyorum. Görevli pasaportumu alıyor, ay yıldızı ve “Türkiye Cumhuriyeti” yazıları yer yer silinmiş olan plastik kapağına şöyle bir bakıyor, yüzü asılıyor. Ardından pasaportumu açıyor ve fotoğrafımın bulunduğu sayfayı arıyor. Fotoğrafımın üzerindeki “pevece” kaplamanın, tam da yanağıma denk gelen hava kabarcığına bakıp, iyice işkilleniyor. Pasaportumu ışığa tutuyor, evirip çeviriyor. Başını kaldırıp, yüzüme, sonra tekrar fotoğrafıma bakıyor. Hemen yan sayfadaki “hüviyet ve eşkâli” bölümünde nerede ve ne zaman doğduğumdan başka bilgi bulunmadığından, hafifçe başını sallıyor. Tekrar fotoğraflı sayfaya dönüp, ismimi okumaya çalışıyor. Tasarruf tedbirleri gereğince, pasaport bürolarımızdaki yazıcıların mürekkebi son damlasına kadar kullanıldığından, belli belirsiz yazıyı sökmesi biraz zaman alıyor. Defterin diğer sayfalarını karıştırıyor, eski ve yeni vizelerime, giriş-çıkış damgalarıma bakıyor. (Türk vatandaşları Tayland’a vizesiz girebildiklerinden, pasaportumda Tayland vizesi bulunmuyor) Önündeki bilgisayara birşeyler yazıyor, cevap bekliyor. Tekrar pasaportuma dönüyor, Tayland’a ne zaman giriş yaptığıma bakıyor, ekrandaki bilgilerle karşılaştırıyor. En sonunda çıkış damgasını basıp, defteri bana iade ediyor. Teşekkür edip, sıradan çıkıyorum.
Kocamın işi al gülüm-ver gülüm şeklinde çabucak bittikten sonra, beraberce tarafsız bölgeyi geçip, Kamboçya’ya giriş yapmak üzere yine sıraya giriyoruz. Onbeş dakika arayla aynı sahne yeniden yaşanıyor. Bu seferki görevlinin eli daha da yavaş. Arkamdaki kuyruk uzadıkça, yüz çizgilerimin derinleştiğini hissediyor, çaresizliğimi ve kızgınlığımı saklamak için pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Kendi kendime “Belki de bu sınırdan giren ilk Türk vatandaşı benim, adam daha önce hiç Türk pasaportu görmemiştir kesin” diyorum, ama dediklerime kendim bile inanmıyorum. Sırt çantasının ağırlığı iki katına çıkıyor. Bitse de gitsek...
Sonraki günlerde, Vietnam’a hem giriş, hem de çıkışta tam bir karambol yaşanıyor, pasaportlar toplanıp, tek elden işlem gördüğünden, görevlilerin benim pasaportumla oyalanacak fazla vakitleri olmuyor. Kargaşaya sevinen yalnız ben oluyorum.
Geri dönüş yolunda, Cham Yeam (Kamboçya) çıkışında, her karesini ezbere bildiğim film bir komediye dönüşüyor ve pasaportum banko arkasında beş ayrı görevlinin elinden geçiyor. Tahmin edeceğiniz üzere artık ne sırıtacak ne de gülümseyecek halim kalmıyor.
Tüm seyahatimiz boyunca en kısa pasaport kontrollerini Almanya’dan çıkış ve tekrar girişte yaşıyorum. Zira adamlar pasaportlarımızı tanıyorlar ve nereye bakmaları gerektiğini biliyorlar. Tecrübe konuşuyor bir nevi.
Her gittiğim yerde potansiyel sahteci muamelesi görüyorum. Hiçbirşey olmasa bile, arkamda uzayan kuyruğun vebali benim üstüme kalıyor. Zamanım boşa harcanıyor, sinirlerim bozuluyor.
Peki, ben bu muameleyi hak edecek ne yaptım? Yarın öbürgün gıcık bir pasaport memuru yüzünden hiç hak etmediğim halde sahtecilikle suçlanıp, polisle başım derde girdiğinde, ya da mesela uçağımı kaçırdığımda bunun sorumlusu kim olacak?
Pasaportlarımız hiçbir uluslararası standarda uymuyor. Ne boyutları boyut, ne içerikleri içerik. En basitinden, pasaport numarasının ne olduğu bile belli değil. Biri açılış sayfasında, “Sayı/Nr” başlığı karşısında, diğeri de bazı sayfalarının sol üst köşesinde, “TR-“ kodlu olmak üzere, her pasaportta iki adet numara bulunuyor.
Temditlere beş sayfalık yer ayrılmış ama bu defter kalitesiyle herhangi bir pasaportun parçalanmadan beş defa uzatılması pek de mümkün görünmüyor. “Cüzdan bedeli” adı altında tahsil edilen 75 YTL’nin karşılığı bu malzeme olmasa gerek.
“Açıklamalar” için dört sayfalık yer var, ama bir soyadı değişikliği bile buraya kaydedilmiyor, yeni defter alınması isteniyor.
Dokuz sayfa “Gümrük ve Döviz Kayıtları” nın ne olduğunu ben bilmiyorum. Yurt dışına çıkışta dövizlerin pasaporta kaydedildiği zamanlarda ben sanırım hâlâ emekliyordum.
Ben bir Türk vatandaşıyım. Çalıştığım sürece bu devlete çatır çatır vergimi ödedim. Bunun üzerine bir de cüzdan bedeli ve harç adları altında para verdiğim hizmetin karşılığı bu olmamalı.
2007’nin Ocak ayında kullanıma gireceği ve uluslararası standartlara uygun olacağı söylenen yeni pasaportlardan hâlâ ses seda yok. Pekçok şey gibi bu konu da yılan hikâyesine döndü.
Pasaport, herhangi bir belge değildir. Bu haliyle elimizdekiler bize hiç yakışmıyor.
Durum budur...
Resim ntvmsnbc.com'dan alınmıştır.