- Kategori
- Öykü
Umudun tükendiği an

“”””Her bir taraf kan kırmızısıydı, zorlukla doğrulmaya çabaladı ama başaramadı. Doğrulmak için tutunduğu dayanakta ağırlığını çekemeyerek çökmüştü. Saatler sonra kendine geldiğinde üzerindeki kan kurumuş ve derisi de tef gibi gerilmişti. Merminin girdiği yerde kapkara bir oyuk olmuştu. “O” nu etrafında göremiyordu. En sonunda bunu da yapmıştı ya helal olsundu ona .... sürünerek yerdeki su birikintisine ulaşmaya çalıştı ama takati buna yetmedi. Umutsuzca beklemeye koyuldu. Yaşadığı onca güzel şeyin ardından başına gelenleri düşündü, çaresizce. İlk önce işini kaybetmişti, onu sevdikleri izledi. ardından ailesi, şimdide her türlü pis işi birlikte gördüğü ortağı. Yani son noktayı koymakta ona nasip olmuştu. Kısacası kare tamamlanmış finale ulaşılmıştı. Ancak gerçek şuydu ki bu final onun tarafından hayal bile edilemeyecek türden bir final olmuştu. Onu en çok kahreden de buydu. Bu hainliği nasıl olmuştu da hissedememişti . Sefil ve ilkesiz bir hayat yaşamayı seçtikten sonra bunların başına geleceğini anlamak için alim olmaya da gerek yoktu ki, ahmak herif diye haykırdı kendine gücü yettiğince. Gerisinde bıraktığı onca güzel şeyin şu an o kadar uzağındaydı ki, tekrar onlara ulaşarak, hissetmek, tekrar yaşamak ancak bu sefer değerini bilerek özümseyerek yine aynı hatalara düşmeden... İstiyordu istemesine ama bunun için yeteri kadar zamanı kalmamıştı.... acıları dinmiş ve o an için huzura ermişti.”””
Yıllar öncesi 10 lu yaşlarında masum bir çocuk iken çok mutluydu. Hayatın anlamını ve güzelliğini yaşamaktan başka bir şey düşünmüyordu, hiç bir yorgunluk hissetmiyordu küçük bedeninde. Klasik olarak evden usulca sıvıştıktan sonra doğruca mahallenin girişinde köşeyi parsellemiş Cengiz Ustanın Şambalici tezgahına uğrar bir dilim şambaliyi eline almasıyla mideye indirmesi tez olurdu. İleride hayatını karartacak gelişmelerden habersiz arkadaşlarıyla oyuna dalar saatlerce başka bir şey düşünmezdi. Babası Toptancı halinde hamaldı. Kamyondan yük indirip yük sarmaktı işi. Annesi ise ev kadınıydı. Yoksulluk bellerini bükse de onurlu bir hayat sürdürüyorlardı .1978 yılının ocak ayının 15.günü 30. yaşında hayata veda eden Atıf’ın hayat hikayesi diğer insanlarınkinden pek farklı değildi . İlkokulu zoraki olarak babasının zoruyla da ortaokulu, ite kaka da liseyi bitirmişti. Ardından da bir televizyon tamircisinin yanına çırak olarak verilmişti. Tamircinin yanında kendisi gibi akran olan başka çıraklarda vardı. Bunlardan biride İskender di. İskender hayatı vahşi şekilde yaşamayı yeğliyordu . Bu yüzden olsa gerek ki ikisinin yolları ileride fena halde kesişecekti. Atıf tan dört yaş büyük olan İskender bir insanın sahip olabileceği tüm kötü meziyetlere sahip biri olduğu için dükkanın handikap merkezi haline gelmişti. Dükkandaki diğer çalışanlar ondan uzak durmayı tercih ediyorlardı. Atıf ufak tefek yapısından dolayı hep sinik bir hayat yaşamış ve bu onu hep rahatsız etmişti. İskender ise onun tam olmak istediği gibi bir yapıya sahipti ve bu onun için bulunmaz bir heyecan kaynağıydı. Ama bu birlikteliği dostluk olarak adlandırmak hata olurdu. İskender’in Atıf a yaklaşmasının sebebi dükkanda tek başına kalmasıydı ki böyle zorda kalmasaydı Atıfla hiçbir işi olamazdı. Bu menfaat birlikteliği günler geçip zaman ilerledikçe ilişkileri boyut değiştirerek çevrelerine mutsuzluk verir olmuşlardı. Onlar her ne kadar birbirlerini benimsemiş görünseler de çevresindekiler onlardan bir o kadar nefret eder haldeydiler . İkisinin fütursuz hayat tarzı, her bir şeyi yaparız kimse bize karışamaz tutumu kısa bir süre içersinde pek çok düşman kazanmalarına sebep olmuştu. Atıf oluşan tepkilere kayıtsız kalarak kendi sonunu hazırlıyordu. Bir anlamda küçük çaplı hırsızlıklara yönelerek suç dünyasına adım atmış oluyorlardı. Artık onlar birer suçluydu. Atıf’ın şuursuzca kendi güçsüzlüğünü gizlemek adına İskender’i isteği doğrultusunda kullanmaya başlamasıyla ikilinin izledikleri yolun mahiyetini değiştirmişti. Atıf yıllardan beri çelimsiz cüssesine kahrolmuş bu kahroluşu kine dönüşmüş bu kin yıldan yıla büyüyerek artmış ve içine sığmaz bir hale gelmişti. Artık her bir şeyi şeytani bir şekilde düşünmeye başlamıştı. Bir süre sonra İskender’i de devre dışı bırakarak bütün planları tek başına yapmaya başladı. Yapılan küçük çaplı soygunlar ona yetmez hale gelmişti. Artık daha büyük planlara ihtiyaç duyuyordu. Daha önceden İskender’le gönül ilişkisi yaşamış olan Şermine yakınlaşmada bile bir beis görmemişti. Kafasında tasarladığı planda ise Şermin’in çalıştığı kuyumcuyu soymak vardı. Basit bir plan olmalıydı. Tereyağından kıl çeker misali, işin ucu ona dokunmadan bu işten sıyırtmalıydı. Sinsiliği ve hainliğini onu bu işte başarılı kılmalıydı. Yaptığı plana kafası yatmıştı. ama İskender’in Şerminden dolayı kendisine kin tutabileceğini aklına getiremiyordu bir türlü. Tüm bu olumsuzluklar ortadayken, Atıf yaptığı planını uygulamaya soktu ancak atladığı küçük bir ayrıntı vardı bu da hayatı vahşice yaşamayı seven İskender’i fazlasıyla hafife almaktı oluyordu. Sabah kalkıp giyindikten sonra Şermin’i omzundan öperek uyandırdı .
-Dükkandan kaçta çıkacaksın? diye sordu.
-Ne var neden soruyorsun? sorusunu
-“”hiç””
diyerek geçiştirdikten sonra Şerminden -
-“”Saat 8 gibi”” yanıtını alınca gözleri parladı.
Planı kademe kademe uygulamak için saat 7 ye kadar dükkanda sabırsızlık içinde beklemeye koyuldular. Saatler geçmek bilmiyordu, uzun bekleyişin ardından nihayet saat 19:00 olmuştu. Ancak bir türlü vazgeçemediği her zamanki alışkanlığından dolayı mahallenin girişindeki Şambaliciye giderek şambalilerini yediler, ardından da hızlı adımlarla kuyumcunun olduğu sokağa saptılar. Köşede durduklarında saat 19:50 yi gösteriyordu. Heyecan yoktu ikisinde de. Planları ise, ikisi birden maskelerini takarak hızlı bir şekilde dükkana dalacak Kuyumcuyu etkisiz hale getirip dükkanı boşaltacak, çıktıktan sora farklı yönlere kaçacak ve sonrasında kararlaştırdıkları yerde bölüşümü gerçekleştirecek ardından da zengin olacaklardı. Olacaklardan habersiz olan Şermin daha önce söylediği gibi tam vaktinde kuyumcudan çıktı. Hemen ardından ikisi Saat 20.05 dükkana dalmış, yaptıkları planı hiçbir aksama ve gecikme olmaksızın tamamlanmış sözleştikleri gibi metruk binanın izbe bölümünde buluşmak üzere farklı yönlere kaçmışlardı. Atıf az sonra göz ardı ettiği gerçekle yüzleşecekti. Metruk binanın rutubetli ve sefaleti andıran bölümünde İskender, Atıf ı beklemekteydi. Atıf , binaya girdiğinde İskender’e seslendi, ardından sesin geldiği taraftaki bölmeye geçtiğinde donup kaldı. İskender’in elindeki silah ikisinin hayata bakış açılarının ne kadar farklı olduğunu haykırıyordu. İskender söze başladığında Atıf’ın diyecek bir şeyi kalmamış. Yolun sonuna geldiğini anlamıştı. İskender tok bir sesle geçmişin intikamını alır nitelikle:- “”Hep bu anı bekledim.”” diyerek söze girdi. “Şimdi sıra bende; beni belli konularda kullanmana ses çıkarmadım ama Şermin’e bulaşmayacaktın aslanım!!! Bu senin açından büyük bir hataydı, belki de talihsizlikti. Eğer ondan uzak durmayı başarabilseydin şimdi seninle başka bir yerde başka konularda yeni planlar yapıyor olacaktık ama sen nefsine mağlup olup ölmeyi seçtin dediği anda tetiği çekmiş mermi bütün acımasızlığıyla havayı yararak Atıf’ın karın boşluğuna isabet etmişti. Atıf’ın çaresizliği gözlerine yansımıştı. Ardından İskender silahı nefretle Atıf’a doğru fırlatıp , :-””Burası senin yolunun sonu, benim yolumun ise başlangıcı oluyor aslan yavrusu. Bundan öte sana bir hayat yok. Rezil birisi olarak öleceksin, tabi seni birileri bulup kurtarmazsa. O yüzden bu saatten sonra kuyumcudan kaldırdığımız nevalelere de ihtiyacın olmayacak ama ben yinede iyi niyetimle senin payına düşeni ayıracağım. Bir ihtimal birisi seni gelir de kurtarırsa diye, birkaç gün bekleyeceğim sonrası malum keyifle onları da yiyeceğim, layık olduğun sonla seni baş başa bırakıyorum.”” diyerek binayı terk eder.
“”””Her bir taraf kan kırmızısıydı, zorlukla doğrulmaya çabaladı ama başaramadı. Doğrulmak için tutunduğu dayanakta ağırlığını çekemeyerek çökmüştü. Saatler sonra kendine geldiğinde üzerindeki kan kurumuş ve derisi de tef gibi gerilmişti. Merminin girdiği yerde kapkara bir oyuk olmuştu. “O” nu etrafında göremiyordu. En sonunda bunu da yapmıştı ya helal olsundu ona .... sürünerek yerdeki su birikintisine ulaşmaya çalıştı ama takati buna yetmedi. Umutsuzca beklemeye koyuldu. Yaşadığı onca güzel şeyin ardından başına gelenleri düşündü, çaresizce. İlk önce işini kaybetmişti, onu sevdikleri izledi. ardından ailesi, şimdide her türlü pis işi birlikte gördüğü ortağı. Yani son noktayı koymakta ona nasip olmuştu. Kısacası kare tamamlanmış finale ulaşılmıştı. Ancak gerçek şuydu ki bu final onun tarafından hayal bile edilemeyecek türden bir final olmuştu. Onu en çok kahreden de buydu. Bu hainliği nasıl olmuştu da hissedememişti . Sefil ve ilkesiz bir hayat yaşamayı seçtikten sonra bunların başına geleceğini anlamak için alim olmaya da gerek yoktu ki, ahmak herif diye haykırdı kendine gücü yettiğince. Gerisinde bıraktığı onca güzel şeyin şu an o kadar uzağındaydı ki, tekrar onlara ulaşarak, hissetmek, tekrar yaşamak ancak bu sefer değerini bilerek özümseyerek yine aynı hatalara düşmeden... İstiyordu istemesine ama bunun için yeteri kadar zamanı kalmamıştı.... acıları dinmiş ve o an için huzura ermişti.”””