Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Barış, ne zaman, nasıl

Bizim muhatabımız ve siyasi hesaplaşma içinde olduğumuz 'Ermenistan', Erivan'da değil! Erivanda karşımıza fakir ve çaresiz bir halkın bekçiliğini yapan etkinlikten yoksun, pasif bir muhatap çıkacak. Çünkü 'Ermeni meselesi' olarak şekillenen olayda muhatap, ABD ve Avrupada yerleşik, Ermenistan Ermenileri ile kıyaslanamayacak kadar zengin bir göçmen kitlesinin lobisidir. Bu lobi, ABD ve Avrupa hükümetlerindeki etkileri yolu ile bizimle savaşmaktadır. Bizler, Erivan'da Türkiye'nin büyüklüğünü, heybetini ve tavizsiz tutumunu göstermeliyiz. Karşımıza hükümet diye çıkarılacak kalabalığı ve sözde liderleri görmezden gelmek en doğru yaklaşımdır. Türk hükümeti, zamanında Erbakanın, Kaddafi karşısında sergilediği tarzda bir utancı yaşamızı önleyecek tedbirleri çok sıkı şekilde almalıdır. Özellikle stadda yapılacak tezahurattan ne şekilde korunulacağı iyi planlanmalı ve bunun diplomatik cevabı şimdiden planlanmalıdır. Yoksa Erbakan gibi, utanç içinde tarihe geçmeleri an meselesidir. Sevgilerimle.

03 Eylül 2008 16:24
Orta Asya Türk topluluklarında inanç sistemi

Bizim atamız, Asya bozkırlarında at koşturan, yazı ile arası iyi olmadığı için sesini günümüze pek duyuramamış bir topluluk. Buna rağmen tek bir yaratıcının varlığını bir şekilde kabul etmiş. Hiçbir semavi dinin etkisine girmeden önce bile, gök tanrı yada ne isim verirseniz verin, anlam olarak 'yaratıcı' bir tanrıyı kendi aklı ile keşfetmeyi başarmış. Roma ve Mısır kültürlerinin aksine, bunu; "bire" indirgemiş. İşte bu bile batının "barbar" yakıştırmalarının karşısında verilebilecek çok güzel bir cevaptır. Yüzümüzü batıya dönüp: "Senin medeniyetinin kaynağı olan Roma bile..." diye başlayan cümleler kurabilme şansımız var. Bloglar ve yorumlar ile süren küçük tartışmada, okuyucuya "Gök Tanrı" ve "Türklerin islamlaşması" ile ilgili, en azından bazı kavramların anlamlarına ulaştı. Bu anlamda bana da bazı bilgiler verme şansı oluşturdunuz için teşekkürler.

03 Eylül 2008 16:10
Futbolcunun gittiği yere Cumhurbaşkanı da gider..

Ali bey, "Türk delegasyonu gerekli cevabı veriyor, ama ne yapacaksınız, Erivan'a savaş mı ilan edeceksiniz..?" Bu cümleyi niye yazdım? 11 yıl sonra birisi Ermenistan ziyaretini eleştirirse, bu eleştiriye cevap olarak bu cümle söylenmesin diye yazdım. Çünkü o dönemde (28 Şubat mazeretini ortaya çıkaran) rezilliklerin hiçbiri kasti olarak yapılmadı. Ama: 1-MAÇ SIRASINDA YAŞANABİLECEK TEZARÜHAT RİSKİ. (Kulüp başkanlarına bile ne derece etkisi olduğunu görüyoruz. Bir Cumhurbaşkanına yapılması hoş değil.) 2-ERİVAN HÜKÜMETİNİN 'KADDAFİ SENDROMU'NU' EŞELEME RISKI. (Erivandaki politikacılar batıdaki patronlarının emri ile iyi bir karşılama hazırlayacaktır.) 3-(Bence en önemlisi) OLUP BİTENLERE ANINDA CEVAP VEREMEME RİSKİ. İşte bunlar bugünden planlanmalı. Erivan, bir rezilliğe girişmeyi aklından bile geçirememeli. Biz gereken saygıyı göstermesini sağlayacak kadar büyük bir devletiz. (11 yıl önceki rezilliği bunun olmaması için söyledim.) Kaldıki gidilmesinden yanayım. Sevgilerimle.

03 Eylül 2008 15:24
Bu Ergenekon, başka Ergenekon

İnancın gereği vermeyi düşündüğün 'fitre', bugünün şartlarında zorluklar içerisinde olan birçok kişinin özlemle beklediği bir ihtiyaç. Bu görevini, yerine getirirken aracı kullanmaman yada daha muhtarlar, öğretmenler gibi yerel aracılara başvurman çalışmalısın. Hem yaptığın yardımın yerine ulaştığını bilirsin. Hem de bu tip organizasyonlar ile inanç sömürüsü yapan hırsızlık çetelerinin planlarının içerisinde yer almamış olursun. Sen suçlu değilsin. Ama suça fırsat verecek, özendirecek ortamların yaratıcısı sensin. İnanmak, insanın aklı ie gerçekleştirdiği bir durum. Öyleyse aklını kullan ve kendi görevini savsaklama. Neleri aracılara bırakacağını, neleri kendin yapacağına en iyi sen karar verirsin. Öyleyse kararını ver. Unutmaki orada çalınan senin paran olduğu kadar, o parayı vermen gereken hak sahiplerinin de parası. Demekki bu hırsızlar; iki taraflı bir hırsızlığın suçlusu oluyor. Bu insanların inançla ilgilerinin olmadığı kesin. Yoksa büyük günahlardan birinin altına girmezler.

03 Eylül 2008 04:10
Bu Ergenekon, başka Ergenekon

Süper birşey. Öyle böyle değil. Bu tiplerin topunun aklı fikri parada, altında. Nedenini buldum. Anlatacam, sizde höşürt diye iman edip bunlar gibi bir şeyhi yalamaya başlıyacaksınız. Bakın teorim şu: BUNLAR BİR ŞEKİLDE AHİRETE GİTTİLER VE GERİ DÖNDÜLER. ORADA PARANIN GEÇTİĞİNİ VE DÜNYADA BOL BOL TOPLAMAK GEREKTİĞİNİ ANLADILAR. HERKESE FARK ETTİRMEDEN, İMAN SAHİBİ BU AZINLIK BÜTÜN ÖMÜRLERİNCE PARA TOPLAYIP BİR YANDAN DA BUNLARI ÖBÜR TARAFA GEÇİRİYOR. AHİRETTE HERŞEYİN PARA ETTĞİNİ BİLİYORLAR. (YADA ŞEYHLER ŞIHLARI BUNLARA ÖYLE DEDİ.) İŞTE BÜTÜN PARALAR TOPLANIP TOPLANIP AHİRETE UÇUYOR. PİYASADAKİ BÜTÜN ANADOLU KAPLANLARI ADI ALTINDA HORTLAYAN YEŞİL HOLDİNGLER VE BİN TÜRLÜ DOLANDIRICILIKLA TOPLADIKLARI PARALAR AHİRETE UÇUYOR. ORADA ATEŞTE YANMAMAK İÇİN ALTLARINA BOL BOL BUZ ALACAKLAR. Tabii o paralar tükenince de tavada unutulmuş köfte gibi kızaracaklar. :))) Yani bunlar CERN'den önce evrenler arasında bir tünel buldular! Bu tünelide gizli tutuyorlar. Selamlar.

03 Eylül 2008 03:47
Futbolcunun gittiği yere Cumhurbaşkanı da gider..

Bizim muhatabımız ve siyasi hesaplaşma içinde olduğumuz 'Ermenistan', Erivan'da değil! Erivanda karşımıza fakir ve çaresiz bir halkın bekçiliğini yapan etkinlikten yoksun, pasif bir muhatap çıkacak. Çünkü 'Ermeni meselesi' olarak şekillenen olayda muhatap, ABD ve Avrupada yerleşik, Ermenistan Ermenileri ile kıyaslanamayacak kadar zengin bir göçmen kitlesinin lobisidir. Bu lobi, ABD ve Avrupa hükümetlerindeki etkileri yolu ile bizimle savaşmaktadır. Bizler, Erivan'da Türkiye'nin büyüklüğünü, heybetini ve tavizsiz tutumunu göstermeliyiz. Karşımıza hükümet diye çıkarılacak kalabalığı ve sözde liderleri görmezden gelmek en doğru yaklaşımdır. Türk hükümeti, zamanında Erbakanın, Kaddafiye yaptığı tarzda bir utancı yaşamızı önleyecek tedbirleri çok sıkı şekilde almalıdır. Özellikle stadda yapılacak tezahurattan ne şekilde korunulacağı iyi planlanmalı ve bunun diplomatik cevabı şimdiden planlanmalıdır. Yoksa Erbakan gibi, utanç içinde tarihe geçmeleri an meselesidir. Sevgilerimle.

03 Eylül 2008 00:45
Deli Eden Dil Yanlışları

Son cümlenize değinip kaçacağım. :)) Zaman o kadar hızlı geçiyor ki; Şimdiki zamanla başladığımız bir cümle, zaman kavramının kaybedilmesi ile genişleyip, geride kalabiliyor. Ve bizler o anı ancak hikaye etmeye yetişiyoruz. Şimdiki zamanın zaman içindeki değerini kavradığımızda da zaten artık o 'şimdiki', şimdikiliğini kaybetmiş, geçmişteki yerini almış oluyor. Hız diyorum. Başka bir şey demiyorum. Hayatın hızına uymayan ayaklarımız, yazılarımıza da yansıyor. Sevgilerimle.

02 Eylül 2008 18:14
"Yorganda kene var, kopar kopar gene var"

Gelelim Vahdettin'in meselesine. Bu kişi kaçmış, kaçak olarak orda burda yaşamış ve ölmüştür. Şimdi bunun kızı, oğlu, torunu, büyük teyzesinin torunu filan olup da sultan, prens filanan denilen zavallılar ile ilgili de iki lafım var. Çünkü konu ettiğiniz kesim bu kişilere pek bir meyilli. Bu kişilerin ünvanları saltanatın kaldırılması ile birlikte çöp olmuştur. Evet aynen böyle 'ÇÖP' olmuştur. Bunlara "Osmanlı sultanı", "Osmanlı veliaht prensi" gibi ifadeler ile hitap etmek,suçtur. Suç olan, rejime alternatif getirmektir ki; Bu suç "TC Anayasasına muhalefettir." Ayrıca bunu, bazı gazete yazarlarının yaptığı şekilde gazete (yani basın yolu) ile yapmak ayrıca başka bir suçtur. Ama ne yazıkki yürütme (ben buna iktidarı elinde bulunduran politikacı ve bürokratlar diyorum), yürürlükteki yasaları 1938'den buyana görmezden gelmektedir. Yasaya dokunacak zemin oluşuncaya kadar bu müsahamanın süreceği bellidir.

02 Eylül 2008 05:25
"Yorganda kene var, kopar kopar gene var"

Mustafa Kemal, öyle fırsatını bulup da Amasya'da Padişaha muhalif olmuş filan değil. 1908 de Sofya da askeri ateşe olarak görevlidir. Daha 29 yaşındadır. Yüzbaşı dekliğinde bir rütbededir. O tarihte, arkadaşları ile konuşmalarında değil kurtuluşu Cumhuriyeti bile planlamış. Kafada beyin olmayınca insanlar olanları ve sonuçları anlayamıyor. Yine aynı dönemde yada daha önce yazdığı "Zabit ve Kumandan" adlı kitabında Mustafa Kemal o günlerin mevcut eğitim sistemi için eleştirilerde bulunur. Ve bu eleştirdiği konuların nasıl çözüleceğini anlatır. O sıradalarda daha genç bir subaydır. Rütbeli bir üst düzey komutanı filan da değildir. Bu kitabı yazdıktan yaklaşık 25 yıl sonra ülkenin sistemini, o çarpık bulduğu modeli kökten değiştirecektir. Yani rastlantıların, fırsatların sonucu değildir. Biri kalkıp da o kadar devrimi, o anda o şartlar içerisinde yaptı derse, bunda yanılır.

02 Eylül 2008 05:11
Gökteki Türk, Göktürk uydu mu uymadı mı?

Olsun da kabaktan olsun. Gece 12 de tekrar kabak olsun. Gelsin birinin başına düşsün! Türkiye 20 yıldır uydu perisinin eteğine yapışmış bir ülke. Adında uzay geçen 40 yıllık bir okulu bile var. Öyle sadece adında da geçmiyor. Mezunlarından Nasada masada çalışanlar var. M.I.T.'te Arge şefleri var. Ama iş milli bir şeyler üretmekse onun da sırası var. Bu iş organizmanın büyümesi gibi. Yani tavuk doğulmuyor. Yımurta olacan da. Üzerine günlerce oturacaklar da. Sıcak tutacaklar da. da da da.. Şanslıysan omlet olmadan süresini bekleyip kabuğunu kıracan! İşte o zaman civ civsin. Daha dur. Bu kadar mı? Yok daha yeni başladı. Bundan sonrasını boşver de biz neredeyiz? Onu diyeyim. Halimizi anlayacaksın. Emin ol. Şu anda tam olarak kocaman bir pilicin tam içindeyiz. Hafiften ışık görüyoruz. Ama daha gün yüzü görmedik. Tübitak Bilten'de temiz oda ve uydu çalışmaları var. Ama ordunun, devletin ve en önemlisi sivil haberleşme sektörünün bu ekibe destek olması lazım. Sevgilerimle.

02 Eylül 2008 04:50
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1062
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 
 
 
     
     
     
    Aaa, MB'de, üçyüzüncü yazıyı da yazmışım! 300ncü yazı hazırdı! Artık adı: 301 olacak. N'apalım :))