Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Cok çabuk büyüdün bebeğim çokkk

Beyhancığım İyi ki varsın, iyi ki Anıl'ı da, Kaan'ı da bize getirdin. Sağlıklı güzel günler diliyorum. Canım benim.

28 Ağustos 2009 17:28
Cok çabuk büyüdün bebeğim çokkk

Sevgili Anıl hoş geldin. İyi ki geldin, annen ne güzel yazmış. Ben de seninle ortak bir anımızı dile getirerek sizi selamlamış olayım. Anılcığım, sekiz aylık filandın. Arabamın arka koltuğuna seni yerleştirmiş ve aklımca gezintiye çıkarmıştım. Kopenhag'ta oturduğumuz beldenin hemen yanında bulunan beldeye kadar sessizdin. Dönüşte haykıra haykıra ağlamaya başlayıverdin de beni şaşkına çevirmiştin. Senin öyle ağlamana gönlüm razı olmadığı için arabayı kenara çekmiştim. Sen kucağımda sesini kesiyordun, arabaya girerken bağırmaya başlıyordun. Hava serindi. Rüzgar da vardı. Dedeciğin nasıl bir çözüm yolu buldu, biliyor musun? Oradan geçmekte olan bir taksiyi çevirdim. Taksyle evimize kadar geldik. Seni eve bıraktım ve aynı taksiyle arabamı almak üzere onu bıraktığım yere döndüm. Ne seninle eve doğru giderken, ne de dönüşümüz sırasında Danimarkalı taksi şoförü ağzını açtı. Yaşadığımız maceraya ne anlam verdi, bilemiyorum ama, adamın kayıtsızlığını ben pek yadırgamıştım. Sana uzun ömürler.

28 Ağustos 2009 17:25
Büyük kumar

Söylenenleri kullanılan sözcüklerin anlamı çerçevesi içinde anlamaya çalışmayın efendim. Kötü kömür demek, kömürlük niteliği az olan, yani aslında kömür denilen şey son kırıntısına kadar yanıp biterken size verilen şey yandıktan sonra kendi hacminden hiç bir şey yitirmeden öylece topraklaşıp kalıyorsa bunun adına isteyen istediğini söyler. Kötü kömür, kalitesiz kömür, fersiz kömür, cevhersiz kömür.. Tıpkı insanları anarken olduğu gibi, kötü adam var, adi adam var, yalaka adam var. Manyak adam var. Dengesiz adam var. Var oğlu var.

07 Ocak 2009 22:06
İzmir'de bir İsmail Sivri vardı... Şimdi heykeli merhaba diyor bize...

Sevgili Oğuz, İsmail Sivri ağabeyimle ilgili kitap konusunda yazılanları bir araya getirmeye çalışıyorum. Senin yazını İnternetten almayı beceremedim. Benim adresime bu yazıyı postalayabilir misin? Adres şöyle: zeynelkozanoglu@gmail.com Tesekkur ederım. Gorusebilmek umuduyla Sevgıler Zeynel Kozanoglu

26 Aralık 2008 14:14
Özür diliyorum ama gerçeklerden...

Ayten Hanım, elinize sağlık. Güzel bir çalışma. Anlayana saz biçiminde bir çalışma. Ama ne yazık ki, bizi anlamıyorlar. Bir de değindiğiniz gibi, içimizdeki "gafil" ler olmasa.. Ama, her halde hepsinin üstesinden geleceğiz. Ben buna inanıyorum. Size saygılar sunuyorum.

26 Aralık 2008 01:11
Kim kimi durduracak?

Kaldı ki, yıllar öncesinden yaşlı emeklilerin aylıklarını alabilmeleri yolunda önlemler alındı. Postacılar aylıklarını evlerinde teslim edecek, denildi. Sonra ille de banka'ya gelmeksizin para çekme makinelerinden de aylıklar alınabilecek, denildi. Ali Kırca'nın çömezlerinin bu insanları banka önünde niçin kuyruğa girdiklerini de sorgulamaları gerekirdi. Postacılar mı, uygulamayı yeterince yaygınlaştırmadılar. İnsanların aylıklarını alamayışlarında bankaların bir yararı mı var? Hatta şu bile düşünülebilir: Yaşlı insanlarımızın banka önünde yığılması yapay olarak da düzenlenmiş olabilir. Bizim Medyamızdan her şey beklenir. Bir örnek: İran Cumhurbaşkanı Türkçe konuştu, başlığıyla haber yapıyorlar. Adamın ne dediğini, ne kadar Türkçe konuştuğunu vermiyorlar. Böyle habercilik mi olur? Sonra birileri bu haberi kendi durumları için emsal göstermeye kalkışacaklar. Düşünün yakın bir zamanda Çankaya'nın sakini de Diyarbakır'a gidecek ve orada kendisinden "Çırtı ki Rındiii?" demesi beklenecek.

05 Aralık 2008 22:24
Sana bu siir...

Sen tabuları yıkıyorsun Beyhancığım. "Oğlan dayıya kız halaya çeker," derler. Sen bu sözün hükmünü bozdun. Bundan böyle "Oğlan dayıya kız babaya çeker," deseler diyeceğim.. Bunun için çok acele birkaç şiir yazmam gerekiyor. Sevgiler.

31 Ekim 2008 12:47
Sana bu siir...

Kaancığım yeni yaşını biz de kutluyoruz, anneanne Hayruş'la birlikte.. Sen söz dinleyen bir adamsın. Canım benim.

31 Ekim 2008 12:45
Devrim'in benzini o gün bitmişti

Evet, iyi niyetinizden dolayı yazınızı benzinin unutulması üzerine kurmuşsunuz. Bundan birkaç yıl önce de Sincan'da tanklar yürüdüğünde tanklardan biri kasabanın orta yerinde çakılıp kalınca, biz o tankın bozulduğunu sanmıştık. Ya da bize öyle demişlerdi. Ve akıllı akıllı adamlar "Koskoca Türk ordusunun bir tankı göreve çıktığından iki kilometre sonra bozulur mu?" diye düşünmek zahmetine girmemişlerdi. İşte şimdi tıpkı "benzinin unutulduğuna" bel bağlamışlığımız gibi. Oysa Türkiye'nin o arabalar aracılığıyla başarılı olması istenmemişti. Hatırlayınız, Anadol çıktıktan sonra az mı karşı kampanya yürütüldü. Yok develer yiyormuş, yok suya girince eriyiveriyormuş diye.. Türkiye kendi yaptığı uçağı Danimarka'ya satmıştı da, Danimarka bu uçağı "TÜRK" adıyla yıllarca hastane uçak olarak kullanmıştı. "Yüzyıllar Boyunca Türkiye ve Danimarka" adlı kitapta bu uçağın öyküsü var. 440 sayfa kalınlığında bu kitabın yazarı Zeynel Kozanoğlu. Size ve okurlarınıza sevgiler sunuyorum.

30 Ekim 2008 18:46
Sen sus! Sen bilmezsin!

Senin ağzının yasaklardan yana epey yanık olduğunu biliyorum Beyhancığım. Çocukluğunda senin için "Şu saatten sonraya kadar uyanık kalmama yasağı" vardı. Bunu hatırlıyorsun. Hatta ablaların bir gün güpe gündüz evdeki saatleri ileri almışlar. "Yatma saatin geldi," diye seni yatırıp uyutmuşlar da gecenin saat on ikisinde uykusunu almış bir yumurcak olarak evin içinde dolaşmaya başamıştın. Bilirim sen o zamandan beri yasaklardan pek hoşlanmazsın. Ne yapalım ki, kimi zaman aklımıza uymayan, kimi zaman da böyle birilerinin aklına uyan yasaklardan yakamızı kurtaramıyoruz. Seni sevgiyle kucaklıyorum. Merak edenler olur mu bilemem, ben bu genç bayanın babasıyım.

26 Ekim 2008 23:54
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 73
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 743
Kayıt tarihi
: 19.11.06
 
 

Ben uzun zamandır yazıyorum. Türkiye'den epey uzakta oturuyorum. Üç çocuğun babası ve pek çok çocuğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster