Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '10

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1096
 

Marc Faber'in kehanetler

Marc Faber'in kehanetler
 

Mark Faber: Çin'in 1 yıl ömrünün kaldığını söylemiş. Ama 2015'e kadar zor. Bakalım kim haklı?


(Fütursuz fütüristlere dersler - 2)

Dünya gündemi de Türkiye gündemi gibi ‘bugün ne konuşsak’ maddesini gündemin birinci maddesi yapmaya devam ediyor. Bu bağlamda yazacak çizecek bir şey bulamayan medya kuruluşları tüm dünyada kara-kara düşünüyor. Suyu çekilmiş göllerdeki batık gemileri yeni fark eden Kazakistan gazeteleri gibi onlarca yıl önce söylenmiş, tozdan şekil değiştirmiş, haber değeri: batık gemilerin stratejik değeri ile eşitlenmiş haberleri arkeolojik araştırma yaparcasına su yüzüne çıkarıyorlar. (Su yüzüne çıkarıyorlar dediysem, medyanın bir gayreti ve emeğinden söz etmenin de anlamı yok.) Susus kalmış Baykal gölünün yağmura aç sincapları gibi başlarını gökyüzüne çevirip ağızlarını açmışlar. Kaf dağındaki ağaçtan yıllar önce kopan armutlar, ağızlarından içeri löp diye düşünce, apışıp kalıyorlar. Ne armut, ne de açık ağızlarını o anda orada gökyüzüne çevirmeleri rastlantı değil.

Dünyanın en büyük ticaret fuarlarından biri olma iddiası içindeki Şanghay Expo fuarı ‘dünyanın en büyük pazarı olma yolunda ilerleyen’ diye lanse edilen Çin’in düzenledi en büyük ticari şovlardan biri. Bu şov, hem iş dünyası hem de devlet yönetiminde önemli isimlerin odaklandığı bir etkinlik. Böyle bir etkinlikte büyük spekülatörler, ekonomi uzmanları, dünya ticaretinin üst yöneticileri ve tabiki yatırımcılar da ön plana çıkıyor.

İşte bu isimlerden bir tanesi: Marc Faber. Krizleri önceden tahmin ettiği için “Doktor Kıyamet ” diye anılan bir isimmiş… (Bizim gazeteler böyle yazıyor.) Ama bu lakabı yazılarını ve yorumlarını yayınlayan American Business World dergisi ve buradan alıntı (Bu bir örtülü reklam şeklidir) yapan New York Times sayesinde duyurdu. (Yani bir çeşit körler, sağırlar... ) Ama plan dünyanın en tanınmış gazeteleri üzerinden yapılınca maya tutuyor. Dünya çapında ‘saygın’ yayınları referans alan yerel (Yani dünya çapında olmayan) medya organları da aynı davulu tokmakladılar.

Şimdi Mr. Faber, Şanghay Expo fuarının ardından verdiği demeçte: “Piyasa bize birşeylerin yolunda gitmediğini söylüyor…(1) Çin ekonomisi hiç engel tanımadan yavaşlıyor.(2) Emtia ve hisse senedi fiyatlarında olan azalma, Çin ekonomisinde oluşan varlık balonunun patlamaya hazırlandığını gösteriyor.(3) Gelecek 12 ay içerisinde ülke ekonomisinin çöktüğünü göreceğiz.(4)” Demiş.[1]

Yukarıdaki demecin içerisinde görünmeyen ama bu 4 cümleden sonra akıllarda oluşan birkaç cümle daha var. Birlikte çıkaralım.

MADDE 1:

Piyasalar ucuz Çin malları üretiminin 2000 yılından bu yana her geçen gün zora girdiğini gösteriyor. Çin kendi kolunu dişleyen bir vampir gibi; halkını bile tüketici olarak gördü. Yani köylüler, sade hayatlarını sürdürürken; küreği çapayı bırakıp bilgisayar ve cep telefonu ile tanıştırıldı. Şimdi Ipod istiyorlar!

Bugün otomasyon sistemlerinin gelişmesi ile zaten insan unsuru üretimin dışına itilecek. Bugüne kadar kullanılan üretim araçlarının ve endüstrileşme hamlesinin tümü, insan unsurunu içinde barındırdığı için, ortam; insanların yaşayabileceği şartlarda tasarlanırdı. Ama artık; çok daha fazla üretim gerektiren bir endüstri kültürünün içerisinde insanı endüstri bölgesinden uzaklaştırmak kaçınılmaz bir gereklilik.[2] Çin, aslında tüketim sürecine sokmadığı (yada sokamadığı) çoğunluk sebebi ile avantajlı. Ama bu avantajı anlayabilecek düzeyde stratejiler geliştirebilecek yöneticileri yok!

Dolayısıyla artık eski üretim maliyetlerine dönülemez. Biz buna benzer bir süreç yaşadık. Demir perde yıkılınca, Rus ve Romen işçileri karın tokluğuna çalıştırıp, tavan aralarında çuval üstlerinde yatırıp aç susuz sömürdük. Aynısını Çinli iş adamları (tabi ki bunlara ‘adam’ denemez!) kendi halkına yapıyordu. Bu azaldı.

MADDE 2:

Çin ekonomisinin girişimci ruhu 90’lı yıllarda topyekün bir üretim devrimine sürüklendi. Bu maceraperestlerden bir kısmı başardı. Ama başaramayan çoğunluk artık mutsuz. İşte bu mutsuz kitlede umutsuzluk arttıkça küle dönüşen bir sigara gibi toplumsal sorun büyüyecek, büyüyecek ve patlama noktasında ülkeyi büyük bir KAOS’a götürecek. (Yani ABD’nin etine sütüne niyetlendi büyük fil ölecek!)

MADDE 3:

Fiyatlarda yaşanan azalmanın varlık-yokluk meselesi ile nasıl ilişkilendirildiğini anlamadım. Ama fiyatların düşüşü ile ilgili tek mantıklı açıklama: Arz edilen miktar, talep kapasitesine yaklaştıkça fiyatlar düşer! (Klasik arz talep kuralı) Ama RİSK şuradadır. Eğer ‘ARZ’ talebin üzerinde ise (Buraya dikkat!) o anda arz edilenden bir kısmı açıkta kalır. Bu açıkta kalan miktar büyüdükçe, reel fiyatın çok altında bir piyasa fiyatı ortaya çıkar. Bu durumda Türkiye’de çok gördüğümüz: “Domatesi denize döken çiftçi” görüntüleri profesyonel iş dünyasında görülmez.

Peki ne olur?

Arz fazlası üretim, bir takım spekülatörler eli ile piyasası varmış gibi gösterilerek sazan yatırımcılara küçük parçalar halinde paylaştırılır. (Sokaktaki tabirle “Mal, sazana çakılır!”)

Bu sazanlar yuttukları zokayı çıkarana kadar zaman geçer ve mal buarada eritilmiştir.

Peki Çin bu operasyonu böyle başarabilir mi?

Neden?

Çünkü arz fazlası mal öyle çok ki! Buradaki tek sazan o malı üreten ve satamayan yatırımcıdır!..

MADDE 4:

Bu arz fazlası Çinli yatırımcının kasasından çıksa dediği doğru olabilirdi. Ama Çin özellikle 2002 ABD Çin sürtüşmesinden bu yana ABD’nin Serbest piyasa kuralları ile örtüşen bir finans politikası uyguladı. Bu da demektir ki: Çin’de batacak olan paranın çok az bir kısmı Çinli yatırımcıya ait.

Peki, bu batak yüzünden güme gidecek olan kimin parası?

Burada ilk akla gelen; Avrupa ve Amerika sermayeleri olabilir. Ama devlet eliyle yatırım planlaması yapan birçok Batılı ülke Çin gibi bir RİSK’e para yatırırken ‘stratejik’ olmayan sektörlere pek itibar etmiyor. Bu sebeple bataklar; devlet geleneği, serbest piyasa olgusuna uyum sağlayamamış (benim geri kalmış dediğim) ülkelerin yatırımcılarının paraları...

Birinci sırada Rusya’nın taze zenginlerinin nereden geldiği pek de belli olmayan kirli paraları var. Bunu listede Türkiye’den kaçan iş adam(!)larının kaynağı şaibeli milyonları, Avrupa’da (şişen fonlar yüzünden) gezinemeyecek hale gelen (zaman-zaman Türkiye’ye yabancı sermaye diye gelen) yeşil(dini istismar), beyaz(uyuşturucu) ve kırmızı(terör) sermayeleri... Bunlara ek olarak ABD’nin yüksek meblağlı operasyonları finanse etmek için ülke dışında oluşturduğu sermaye birikimini de ekleyebiliriz.[3]

MADDE 5: (Eksik kalan cümle)

Çin ülkenin büyük çoğunlu üretim sürecinin dışında ve kapalı toplum sistemi ile yaşadığı sürece batmaz. Ama ülkeyi yöneten ve politikaları belirleyen zihniyet halkın -ucuz işgücü olarak- sömürülmesine çanak tutmaya devam ettiği sürece ülke batmaz.[4] Çin gibi, tabi kaynakları arasında ucuz insan gücünü de saymaktan utanmayan bir ülkenin batması için tek şart: Bu kaynağın bitmesidir. Yani, artık köyünden koparılıp sömürülmek üzere fabrika çevrelerinde kurulan amele koğuşlarında süründürülmeye razı olacak insan bulamadığı zaman gerçekleşecek.

Bu durum, Türkiye’de 1945 sonrasında ortaya çıkan girişimci(!) ruha ne kadar çok benziyor değil mi?[5]

Bugün Çin’in başına belâ olanlar ile dün ülkemize “Tekstil”i, “Kağıt”ı, “Deri”yi bize ‘av’ diye sunanlar aynı. Bu zihniyet, hizmetkârlarını da çok iyi seçiyor: Toplumsal birer parazit olarak çevrelerini kemiren şeyhlerden ve köy ağalarından ‘iş adamı’ yaratıyorlar.[8] Ortaya çıkardığı çarpıklıklardan ülkemizde de beslenen, kaosu oyuncak olarak, eğlence olarak algılayan zihniyet ile Çin’de iki milyara yakın nüfusu ‘para’ için yağmalayan zihniyet aynı zihniyet!.

Halkların artık şeyhlerin ve ağaların yerinin çöplük olduğunu anlaması gerekiyor. Bunu anlatamadan endüstri toplumu, teknoloji toplumu, bilgi toplumu süreçlerini geçirdik. Ama içinde olmaya hazırlandığımız yeni çağın adı: Akıl çağı! Yani buradan ötesi yok!

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ
msevgi@mental.com.tr

Dipnot_______:
[1] Sözcü gazetesi, “Çin önümüzdeki bir yıl içinde batacak”, 5 Mayıs 2010
[2] Murat SEVGİ, “Yakında ABD’yi Solarız: ”,
http://blog.milliyet.com.tr/Yakinda_ABD_yi_sollariz/Blog/?BlogNo=235255
[3] John PERKINS, “Confessions of an Economic Hit Man” Berret Koehler Publisher, San Francisco, 2004
[4] Murat SEVGİ, “Çinliler Geliyor-1” 13 Ağustos 2008
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=125420
[5] Murat SEVGİ, “Globus-1: Yeni Dünya Düzeni”, 27 Ocak 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=158618
[6] Murat SEVGİ, “Globus-2: Büyük Savaş”, 02 Şubat 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=159932
[7] Murat SEVGİ, “Globus-3: Yeni dünyanın kurumları”, 08 Kasım 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=207194
[8] Murat SEVGİ, “Sanayileşmenin Hikayesi: ”,
http://blog.milliyet.com.tr/Yarim_asirda_patron_olduk/Blog/?BlogNo=121048 (5 bölümlük yazı dizisi)
[9] Murat SEVGİ, “Yalan Dağı Üzerine”,
http://www.turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=26908

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 370
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1082
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster