Yaşasın hafta sonu geldi. Artık biraz korunaklı sığınağımıza yani evimize demek istiyorum, çekilebilirim. Hafta içindeki onca koşturma ve stres yoruyor insanı, biraz olsun soluklanmak ve tembellik y..
Üç arkadaş oturmuş konuşuyorduk. Biz böyle bir araya gelince bir sürü değişik konulardan konuşuruz, kimi zaman bilim kurgu olur...kimi zaman aşk...kimi zaman bilim işleri. Ama bazen de sıradan şeylerd..
Modern zamanlarda hayatlarımızı ne kadar da hızlı tüketiyoruz. Fast food hayatlar diye adlandırdığım bir şey bu yaşadıklarımız. Herşey hemen olsun istiyoruz. Tahammülümüz yok pek. Sabırsızlanıyoruz.....
Belki bu sayfalara uğradıkça farketmişsinizdir. Fotoğraf albümünde “bahar günleri” diye bir kategori açtım. Sonrada daha geçen hafta çektiğim fotoğraflardan bazılarını koydum. Geçen hafta inanıl..
Küçük hızlı adımlarla yürürken, ellerim ceplerimde, omuzlarım da kısılmış bir şekilde ve çokça da üşürken, bir an önce nehrin kıyısına varabilmeyi istiyordum. Akşamları nehrin kıyısına gidip şeh..
Yaşlı insanlar aramızdalar...evet orada burada sürekli mıymıy...tintin dolaşıyorlar. Ve hep varlar...50 yıl geriye gidin şu köşedeki amca...ve o yolun karşısında pazar torbası elinde, bastonuyla ayak..
İnternet var. Telefon var. Görüntülü görüşebilmek var. Ama yakında olmak, hemen orada olmak başka bir şey...o yok işte. Uzun zaman oldu. İşlerim yoğunlaşmadan önce altı ayda bir gelir..
Hiç bilmediğim hayatlar ve suratlar önümden, yanımdan, arkamdan geçip gidiyor. Koşturanlar, sallana sallana yürüyenler, şaşkın şaşkın etrafına bakınanlar, çocuklarına hakim olmaya çalışanlar... E..
Keşke bir gün 24 saat yerine 34 saat olsaydı. Yoksa 44 saat mi daha iyi olurdu?Ne kadar arttırırsak arttıralım hiç fayda etmeyecek…hep daha fazlasını isteyeceğizdir. Doğamızda var, dünyayı ver..
Öyle midir acaba? Kuşlar özgür müdür? Belki de durumlar hiç sandığımız gibi değildir. Onlar da bize bakıp böyle bloglar yazıyorlardır kimbilir? “İnsanlar gibi özgür olabilmek” diye. Acaba ellerimiz ..