küçük harflerle konuşurduk eskiden hissemiz çok ölmek, az yaşamak olsa da özümüze el sürmeden başaklar gibi, birbirimize bereketle eğilir aynı göğe bakardık ..
zamanın gözlerine dikip gözlerini öfkeyle bakardı çocuk hızla geçip gitsin isterdi çocukluğun gözü ile onlar dev’di kendi cüce düşsel bekleyişte
toprak gibi basıp geçtiğin dünler/le yaşıyorum bugünü yırtılan kalbimi diken ellerin gözlerindeki gülüş yüreğinle buluşan yüreğim başka bir zamana kaydırıyor yaşamı<..
sizin hiç oğlunuz ş e h i t oldu mu benim oldu ama siz bilemezsiniz ki bunu sizin oğlunuz hiç asker olmadı ki ak sütümle besledim ak yüzü(n)mle gön..
diliniz lâldı sustunuz, sustunuz, sustunuz bir ışıksız yoldu zaman oysa gidenlerin götürdüğünden arda kalan bir ak ceylân gibi uzaktaydı ölüm öyle ..
kızar kükrerim ateşten lâv atarım kendimi geceye lâl azgındır denizim çoğu zaman kasırgalara salar gemimi bulurum bir dalgakıran son..
korkaklar gibi kaçarken bakmadan çiğnediğin toprak, gövdemdi gecenin akrep gözlerini bıraktın arkanda başlamadan ölüyor her günüm dağ kadar birikti g ü n /..
süzerim kendimi süzgecimden sererim önüme coğrafyamı Annem’in tembihleri çeker kulağımı kendini üstün gören kırmızı’yı boyarım pastel renklerimle yön atlasım..
göz perdenden indiğinde aldığın soluk ister şah ol ister hükümdar dönüp geleceğin dünya topraktan dilin söyleyemediğini kör için bilir/ de gözler..
açılır saçılır, sıcak rehâvetine tatlı bir uykuya dalarken bedenin ışıklı günlere yürürüm zannedersin de hınzırca gülümseyen haşarı bir çocuk gibi boyayıp gö..