Şimdi sorsan bana Hatırlıyor muyum seni?Unuttum sen gideli unutmanın ismini…Adımlarım dolaşıyor ıssız koylarda Elimde elinin iziDurmadan yürüyorumNereye yürüyorum?Tanıd..
Kalabalıkların kirli suratlarına gömülüMasum bakışlı düşleri topal çocukluğumRüzgarınİpini koparıp göğe saldığı bütün uçurtmaların sahibi benimPenceremde hep bir kuş cıvıltısı özlemi
senden kaldı ne varsa perdemdeki siyahlık, ellerimdeki nasır... suskunluklarımla yazılmış kalın bir romanda gölgen adını söylemek ayıbım oluyor, susuyorum, adını söylemeye susuy..
Hiçbir şeyken her şeyin olmak için girdim hayatınaSuskun haykırışlarımın mahzeni şimdi geceDudağımda ateş kavuran bir isimSöylesem küle döneceğimÇıplak ağaçlar ağlayışlarımın şahitleri..
Tanıdık bir şehrin sokakları gibisinSende kaybolmak çok zor..Aklında bir "ben" var sana yabancı Oysa ben sende başka biri görürümBir adam…Ceplerini delen yoksulluk Bir adam…
Artık masallarıma kuşlar konmuyor Yansımalar yok anneAynalar gülüşlerimi göstermiyor...Penceremden odama akıyor güneşUykularım yok anneAklım kayıplar listesinde , bedenim serk..
Sana, bir mezar sessizliğiyle haykırıyorum Öyle mâtem kokuyor ki sözlerim, Ecelin yıkılmaz heykelini dilimle kırıyorum Kaç defa uzatmak istedim ellerimi yüreğine; Nasıl vazgeçti..
zindan bu, başka bir şey değil kurşunî mevsimlerin avcunda kıvranıyor tutsaklığım keşkeler doğuruyor dudaklarım suya hasret çavlanlar gibiyim derin boşluklar kucağım..
yollar kilitlenince körleşir anahtarlar anlamsız duruşların çoğalır suskunluğu pencereler kararır, havalanır son kuşlar aynalar anlatır bitmeyen yoksunluğu
sanma bu kez ağlarım, düşerim yüz üstü sanma! ezber bozuldu artık, sürünsem de başım dik. şantiyelerin ısıra ısıra bitiremediği dağlar gibiyim, yıkılırı..