Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '22

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
13
 

Biz bir "Sadist" miyiz!

Henry MİLLER yineliyor, işitiyor musunuz: ‘Her insanda bir kahraman, bir ermiş, bir şair, bir politikacı, babasına bile kazık atan bir alçak, bir güçsüz, bir sakat vardır, karman çorman…’

‘İŞKENCECİ’DEN BAŞKA BİRİ VAR MI?

YALE’ de gerçekleşen o bilimsel deney (İçimizde Bir Nazi Olabilir mi? / 09.02.2022 / Psikoloji), kan donduran bir sonucu daha “insanın utanç skorları tabelası”na eklemişti. Nedir? İnsanlar, hiç tanımadıkları kişiye (nedeni ne olursa olsun) ‘itaat’ ederek yine hiç tanımadıkları bir insana ‘işkence’ yapıyorlardı. Şimdi bir ikincisinde sıra.

Stanford’daki bu deney ise bizim yalnızca boyun eğen işkenceci olmamızla yetinmeyip, ‘içimizdeki sadist’i de gizleme sinsiliğimizi gözümüze sokmakta. Cezaevi atmosferinde iki muhatap kutbun psikolojik yelpazesinin birbirine karşı ne denli rüzgar estirdiği araştırılıyor: “Mahkum - gardiyan” ikilisini oluşturan insan tipi ve algıladığı ruhsal baskılar sorgulanacak. Yale’deki ilk deneyde olduğunca yine basın yoluyla bu kez tümüyle üniversite öğrencileri seçilmiş. Yirmi dört kişi kurayla gardiyan ve mahkum rolü üstleniyorlar; 9’ar kişi. Geri kalan altısı yedek. Üniversitenin psikoloji bölümünün zemin katına gerçek hapishane görünümü veriliyor. Deneyin bir de gerçek danışmanı var: 20 yılını cezaevinde geçirmiş eski bir mahkum!

 

YALE’DEN SONRA BU KEZ STANFORD’DAKİ DENEY START ALIYOR

Ve bir gece yarısı. Polis, mahkum rolündeki üniversitelilerin evlerini basarak tutukluyor ve ‘hapishane’ye götürüyor. Yaşananların deney olduğunu bildikleri halde gençler; hafif şokta. Herşey gerçeğe uygun yapılıyor! Çırılçıplak soyulup ilaçlanıyorlar, su tutularak yıkanıyorlar. Başlarında boneler var, iç çamaşırı yasak. İsimleriyle değil yalnızca numaralarıyla çağrılıyorlar. Kendilerini tanıtırken de… Üniformalarını giyen mahkumlarda fiziksel bir tavır değişimi beliriyor. Deney yönetmeni, bunu notlarına ‘hafif kadınsı davranış’ başlığıyla almış. Ve gardiyanlar. Asker yeşili üniformalar, aynalı fiyakalı gözlükler. Özel bir komut almıyorlar; yalnızca düzeni oluşturup, saygınlık sağlamaları gerektiği bildiriliyor dokuzuna da! Hareketleri doğal olacak, hızlı karar verecekler, hepsi bu.

SAĞLIKLI VE ÖĞRENİM GÖREN İNSANLARA BAKIN; NE HALDELER!

İLK gece yarısı, 02.30.  Firar saptaması için mahkumlar yoklamaya kaldırılıyor. Yavaş olana ‘şnav’ çektirilirken, sırtlara basan gardiyanlar dikkati çekmekte. (Sonradan bu sahte gardiyanların verdiği tüm cezaların Nazi formatında olduğu saptanmış.) Bir sonraki gün ise başkaldırı belirtileri var. Yataktan barikatlar, üzerlerindeki giysileri parçalamalar, ağır küfürler… Bastırma yönteminde yangın söndürücüler başrolde. Gardiyanlar, tümünü soyup bir bölüm oluşturarak ‘tecrit’ ediyorlar. Hapis içinde hapis. Herşey doğal. Bir de ayrıcalıklı hücre yaratıyorlar ki; buraya alınan “sözde mahkumlar” güzel yemek, diş fırçalama gibi farklılıklara sahip. Nedir? Bu durumda dayanışma mayanışma yok artık! Bir sonraki gün ise asiler ayrıcalıklı bölüme, itaatkarlar da tecrit hücresine konulmuş. ‘Haksızlık bu!’ Mahkumların aklı iyice karışıyor. Muhbirlik suçlamaları da ortaya çıkıyor, birbirlerine güvensizlik üst seviyede. İş artık deney olmaktan çıkıyor. Mahkumları ciddi bir bela olarak gören gardiyanlar birer saldırgan… İzlenmediklerine inandıklarında onlara karşı gereğinden kötü davranıyorlarSAHTE

HAPİSHANEDE GERÇEK GERİLİM ARTIYOR

İyice asabileşen mahkumlardan birisi hafife alınmayacak bir sinir krizi geçiriyor. Ona hemen önerilen muhbirliği ise ‘düşüneceğini’ söylüyor. Ziyarete gelen gerçek aileler mahkum rolündeki çocuklarının iyi görünmediği uyarısında bulunuyorlar. Yakınan bu insanlara: ‘Senin oğlun bu kadar zayıf mı? Hemen pes ettiğini mi düşünüyorsun yoksa!’ biçiminde kışkırtıcı bir soru geliyor. Bunu kabarırcasına bir yanıt göğüslüyor hemen: ‘Yok yaa! Benim oğlan çok güçlüdür. Dayanır o!’ Bunu dedikten sonra da oradan gidiyor aileler… Bu arada şiddetin volümü de iyice açılmış, ‘sahte’ hapishanede. Ve bingo! Bir mahkum daha sinir krizinde. Gardiyanlar 819 no'lu bu mahkumu tecrite alıp, diğerlerini defalarca bağırtıyorlar koridorda: ‘819 kötü bir mahkum!’ Bu kez tecritte ağlamaya başlayan 819 numara ‘ben kötü bir mahkum değilim, bunu kanıtlayacağım.’ diye kendisini paralıyor.

DÜNYANIN GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK OLUMSUZ GÜCÜ

BEŞİNCİ gün, gardiyanların bazılarının bu işten zevk aldıkları gözlenmekte. Deney öncesi yapılan psikolojik testlerde ‘sağlıklı’ bulunan insanlar “sadistleşme” yolundalar. Mahkumların sığındıkları güç ise bencillik. Dayanışmaya güle güle, hoş geldin düşmanlık. Kontrol tümüyle azgınlaşma yolundaki gardiyanlarda artık! Hiçbiri ‘iş’e geç gelmiyor, erken çıkmıyor, fazla mesai istemiyor. Şu özveriye bir bakar mısınız! Ve sonunda; durdurun dünyayı, inecekler var. İki hafta sürmesi düşünülen “kurgu” mahkumların ruhsal travma geçirmeleri ve deneyi yöneten profesörün de kendisini “hapishane müdürü” hissettiğini farketmesi üzerine altıncı gün sonlanıyor. Altı gün içinde Stanford Üniversitesi’nden 50 öğretim üyesi ziyarete gelmiş. Kırk dokuzu ‘ Hey, siz burada ne yapmaya çalışıyorsunuz. Kesin şu saçmalığı!’ dememişler, bir kadın doçent dışında… Yani ahlaki açıdan karşı çıkılmamış olanlara. Burada denekler sağlıklı, sağlam, üstelik kültürlü.

İTAAT DENEN ZAYIF TAVIR, BİREYDEKİ TÜM DENGELERİ DAĞITABİLİR!

“Ne olursa olsun, insanın özünde, kısa sürede sadist bir işkenceciye dönüşmek de var demek ki!”Ya da diğer taraftaki gibi, en dengeli insanlar bile iki günde ‘itaatkar’ bir mahkum olabilir. Deney tüm bu değişimlerimizi, yani kendimizi bize tartışmasız göstermekte. Düşünsenize, deneyi yapan profesör bile girdaba kapıldığını dehşetle farketmiş. Dünya toplumunda zaman zaman bir “napalm bombası” gibi patlayan şiddet. İşte, onun akıl almaz gücü ve kahreden sonuçları hepimizi, bir kez daha şöyle uyarmakta: ‘Kötü insanları başka yerde aramayın. Onlar içinizde; hepiniz hatta “siz” bile olabilirsiniz!’ Benliğimizde ya da yaratılışımızda var olan bir dolu sağlıksız yanı öğrenmek için, ömrümüz yetmeyecek gibi görünmekte…

 

Cemal Hüseyin Çağlar bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 81
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 35
Kayıt tarihi
: 09.12.08
 
 

1951 / İstanbul. Öğretmen bir ailenin tek çocuğu. Sade bir düzen içinde soluk alıp veren o "eski ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster