gittikçe kaybolan iki kıyıyla karşı karşıyayım gittikçe seyreliyor insanlar gibi kara gittikçe ellerimden kayıyor yıldızlar yıldızsız ellerim paramparça duvara bakıyorum..
gerçekten çıkmaz mıydı sokak o halde neden onu balkonumun altına attılar neden duvar neden kapı neden zil astılar boynuna dağılan bütün kalabalıklar bir bir basıp kaçtılar ..
iç yakıcı bi acıdan geliyorum yüzümün yarısında sular ince tül gibi halis tül akışkan tutunmaz zemine sessizce iki yanından yanağımın sarkıtmayalı çok oldu saçlarımı ..
tiren yok gelincik yok balık kraker ve gazoz yavan bi ömürden yiyor gün çarçur ediyor güzelim kanatlarını kuşların dişimden tırnağımdan arttırıp birikti..
kimse kendisiz gitmiyor bi yere kilidi bozuk bavul gibi taşıyor yanında kendi öz bedenini sular gibi peşisıra yaşlı kumrular ve çocuklar her güneş battığında keşke ..
bütün kadınları tenzih ediyorum ve erkekleri insanlık ölmüş balkona çıkıyorum evler nasıl da samimi içten odaları kimbilir nasıl şevkatli korugan..
uyudum her yeri bi güzel uyudum gözümü kaldırıp altından baktım her yere çapak kalmamıştı kıyıda köşede sonra karşısına geçip aynanın ovdum bastıra ..
bu boş sofraların kırıntısız omuz silkelenişleri aç bırakıyor kuşları kuşları toksa mahallenin orda kapıya serilmiş paspas üstü sohpetleri bana bi masal anlatayım şimdi k..
kendime geldim astım gözlerimi kapının arkasına sıkı sıkı tutmuşum yüregimi avucumda izi çıkmış sağ yanıma bıraktım aynaya baktım yaza benziyor saçılmış saçım ..
bana baktım bana seni hatırlatsın diye öyle cömert baktım hakkını verdim görmenin kucagıma senin gibi kitap aldım öpüp okşadım saçlarından çocuk peygamberin biz ..