Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Ağla sevgili yurdum ağla...Sağlık sistemine ağla...

Dolu dolu güzel bir yazı... Sağlığın piyasa şartlarına, kurallarına terkedilmesi sürecinin yansımaları bunlar... Sağlık vazgeçilmez bir gerekliliktir, ertelenemez bu yüzden piyasanın doğası ile uyuşmaz... Buna rağmen onu piyasalaştırırsanız "Sağlık sosyal bir hak mıdır, değil midir? devletin bir sorumluluğu mudur, değil midir?" temel sorularını tartışmanın bir gereği kalmaz... Bu yönde yapılan icraatların hiç biri halkın yararına olmayacaktır yani... Olsa olsa kandırmaca olur... Geçenlerde arabasına bindiğim bir taksi şoförü, sağlık ve eğitimde bu hükümetin çok başarılı olduğu gibi bir cümle kurdu... Özendirme kampanyaları işe yaramış diye düşündüm... Şimdi ise kar etme zamanı... Kutluyorum yazı için... Sevgi ve saygılarımla....

30 Aralık 2008 09:41
Kağıttan kalpler sokağı

Güzel bir deneme olmuş... Bir kaç noktadaki çıkarımlarım şöyle; Kullanılan imgelemin(kağıttan kalp) yazının sonuna kadar sürdürülmesi güzel duruyor... Belki bunu daha fazla destekleyebilirdin... Gün içinde kanrevan diye başlayan paragraf ise bu bütünlüğü desteklemiyor gibi geldi bana, başka bir imge sanki ve yazının bonusu gibi... Buruşturulup atılmış kalpler bir değil mi? Ya da bozuk düzen yazılmış, karalanmış vs vs... Eline sağlık arkadaşım...

19 Aralık 2008 10:09
Zohan’a Bulaşma

Canım arkadaşım, reklamın iyisi kötüsü olmuyor, insan tercihlerini belirleyen şeyler acayip gerçekten... Bir de ne oynarsa izlenen aktör/aktristler var sanırım... Ben sinemada film izlemek konusunda zaten son derece seçiciyim... Bu filme kesin gitmem yani merak etme:) Sevgilerimi yolluyorum sana...

20 Ağustos 2008 10:08
Şöhret oldum

Merhaba, nice sonra:) Photoshop sağolsun diyorum... Yazı ise eğlenceli... Çok sıcak Çanakkale diye yakınmıyım, İzmir'in sıcağını çok iyi bilirim çünkü... Sevgiler size...

27 Temmuz 2008 16:28
Eczacılar Gününde neden karardı vitrinler...

Ben bir hekim olarak ilaç üretimi sürecinin bilimsel titizliğinden kuşku duyuyorum. Çünkü ilaç endüstrisi, tekelleşmenin son aşamasına gelmiş durumda. Artık hastalığa ilaç üretmekten çok, ilaca hastalık aranır hale geldi. Dünyada 6 bine yakın ilacın birçoğunun gerçek bir ihtiyacı karşılayıp, karşılamadığı konusunda şüpheler var. Bu işin bir tarafı diğer tarafında ise reçetesiz ilaç satımı var. Reçetesiz satılabilen ilaç kapsamı en aza indirilmeli. Elbette uluslararası ilaç sektörlerinin tekelleşme çabasıdır bu kanunun arkasındaki. Sektörü gözleyen biri olarak şunu söylemeliyim vehamet açısından bu konu reçetesiz ilaç satımı konusunun ancak bir alt başlığı olabilir. İngiltere'den örnek vermişsiniz; orada, nerede satılırsa satılsın reçetesiz 'antibiyotik' alamazsınız. Sağlığın tüm ilgili sektörleri küresel kapitalist saldırıya karşı birlikte hareket etmeliler. Bu noktaya getiren şey halkın sağlığından ziyade çıkar mekanizmalarının hareketi de olsa zararın neresinden dönülse kardır.

20 Mayıs 2008 12:07
Doktor nasıl olmalı?

Güleriz ağlanacak halimize ya... Yazınıza güldüm ben de... Çok yerinde tespitler.... Elinize sağlık...

16 Mayıs 2008 11:31
İçerik Türlerine Dayalı Öğretim

Yazmadan geçmişim; Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp fakültesi ve Pamukkale üniversitesi Tıp Fakültesi tamamen PDÖ... On Dokuz Mayıs ve Ankara üniversitelerinde de müfredatın önemli kısmı böyle işleniyor... Dokuz Eylül'de tıp dışındaki hukuk, ilahiyat fakülteleri ve hemşirelik yüksek okulu da PDÖ ile eğitim veriyor... Son yıllarda tıp fakültelerinde “daha nitelikli tıp eğitimi” için önemli değişimler yaşanıyuor... 'Tıp eğitimi' birimleri oluşturuldu; öğrenciyi aktif olarak öğrenmeye yönlendiren eğitim yöntemleri deneniyor, eğiticiler erişkin eğitimi ve eğitim yöntemleri konusunda kurslara katılıyorlar... Bence tıp fakültelerindeki "tıp eğitimi abd"da eğitim bilimcilerin de bulunmaları gerekir... Dediğiniz gibi disiplinler arası bir şey çünkü... Aktif öğrenme ile ilgileniyorsanız Kamile Ün Açıkgöz'ün bunla ilgili kitapları var tavsiye ederim...

15 Mayıs 2008 10:45
Ah be sevgilim!

Valla biz de 12 yıl önce modakodan almıştık mobilyaları:) İkea yoktu o zamanlar daha... Yalnız şunu gözlemliyorum; Senin esprisini yaptığın modako/ikea, kolektivist/minimalist, lümpen/entellektüel vs. vs. ayrımı çok net değil bence... Ülkede bütün kavramlar birbirine karışmış, al takke ver külah durumunda... Bundan bir sentez çıksa yine iyi... Kaostan başka bir şey çıkmıyor... / Diyaloglar komikti... Ben bazen benzer diyaloglarda "dibine kadar gitmeyi" denesem mi diye düşünüyorum... Örneğin Belma'nın minoksidil'e alternatif badem yağını önermesi ile sonsuza uzanan bir atışma... Tadında bırakmakla arasında kalıyorum... Seninki de kıvamında olmuş... Benim Gülten'le Cezmi vardı okumuşmuydun bilmiyorum... Bunları dördü birlikte takılsınlar:)) O tam çizgi dizilik olur...

15 Mayıs 2008 10:29
Arkadaşlarınız size hiç yasaklandı mı?

Bi de bunları kanatları altına alan ağır abi metacrawler var ki onu hiç küstürmeye gelmez:)

14 Mayıs 2008 13:20
İçerik Türlerine Dayalı Öğretim

Öğrenenin merkeze alındığı öğretim yöntemleri artık tüm dünyanın ilgi alanı... Tıp'da özellikle mezuniyet öncesi eğitimde probleme dayalı öğrenme, toplum temelli öğrenme, gibi alternatif öğrenme yöntemleri ülkemizde de tıp eğitimine entegre edilmeye çalışılıyor... Klasik konu anlatımı iki tıp fakültemizde tamamen ortadan kalkmış durumda... Bunun yerine öğrencilerin problem senaryolar üzerinden kendi öğrenme ihtiyaçlarını belirlediği, bu ihtiyaçlar doğrultusunda içerik araştırıp elde ettikleri bilgileri grupları ile paylaştıkları bir öğrenme etkinliği söz konusu... Benim de ilgi alanım bu... Paylaşımınız için teşekkürler...

14 Mayıs 2008 13:12
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1429
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster