Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Aniden 'höt' diyen yazılar... 1

Türkiye'deki 'olağan' gelişmeleri, dramatik olayları, politik dalavereleri hiç kendini kasmadan yaz, Milliyet Blog'un mizah kategorisine ekle... bunu istikrarlı şekilde bir yıl sürdürürsen, belki Aziz Nesin'i bile sollayabilirsin... ayrıca blogda yaşça ileri olup yazılarında anlamadığı konularda kavramları ve bilgileri birbirine karıştırıp derin felsefeci ve bilge kişi izlenimi bırakan ilginç örnekler de var. Bunlar, MB bilimsel yazıların yayınlandığı akademik bir yayın alanı olmadığı için hoşgörülebilir. Tabi bu blogdaşlar yazılarını cesurca ve büyük ölçüde mizah kategorisinde verseler "daha katmerli bir şekilde" hoşgörülebilirdi... böylece hem güler hem düşünürdük.

10 Haziran 2008 13:41
Hani bir ona yanıyorum…

de oldukça ilginç bir duygusal yaklaşım. "bana sen değil ilgin lazım" diyorsun sanki; öyleyse bu ilgi nasıl bir ilgi olmalı açmak lazım ki, anlaşılabilsin öteki tarafça da. Yoksa şiirdeki onca güzel çağrışımlar, gözü yaşlı duygusal kaynaşmalar, hatta onu nasıl sevdiğin bile tam bir bilmece olarak kalır... hani öyle kalsa neyse, biz de sürekli hüzünlü nağmeler dinleyip gideriz Güzel Sema'mızdan. || Bu sırada ana sayfandaki mesajımda biraz haksızlık etmişim sana; tam da mesajımdan bir kaç gün önce bir kaç şiir yazdığını sonradan fark ettim. Sebebi, o mesajı çok önceden yazmayı kafaya koymuştum ve sayfanın son durumuna dikkatle bakmadan göndermiş oldum. Bu şiir seyrini olumsuz etkilemez ve beni bağışlarsın umarım. :)

04 Haziran 2008 19:55
CHP'ye iktidar dersleri 1

Çoban salatası kıvamında, zevkle okunuyor ama insanı doyurmuyor, devamını yemek -pardon - okumak istiyorsun. O bakımdan doyuruncaya, sonunu getirinceye kadar devam diyorum. Takipçinim bilesin. Sevgiler.

02 Mayıs 2008 18:56
Hayta zamanların...

Kolay değildir anlamak zaman sarmalında ilişkilerin iniş çıkışlarında, gel gitlerinde belirleyici olanın ne olduğunu. Şimdi suçluyu bulmuş görünüyorsun... ama suçlu mu yoksa "günah keçisi" mi onun "hayta zamanları"... belki renkli bir uçurtma her zaman göklerde caziptir de an gelir onunla oynamaktan yoruluruz ve rafa kaldırma ihtiyacı hissederiz. Bu ilişkilerin diyalektiğinin kaçınılmaz yazgısıdır aslında (?)... sanırım suçu hayta geçen zamanlara yükleyerek onu incitmekten de kaçınmış oluyorsun. Varsın öyle olsun! Bugüne kadar suçlandığı için zamanların yakındığı görülmemiştir. Öyleyse şiire ve aşka aynen devam... heyecanlı oluyor!

27 Nisan 2008 00:29
An

her hangi bir an ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi... tebrikler

26 Nisan 2008 17:14
Dağınık gece

en güzel tarafı belki de böyle güzel duygu tortuları bırakabilmesidir... o tortular ki yeni aşklara gebedir.

22 Nisan 2008 21:52
Ret mektupları 2

Nereye elimi atsam karşıma Deniz çıkıyor. Şimdi de sende görüyorum Deniz'i. Hatalarından ders çıkararak Deniz ol, onun gibi naif, onun gibi çoşkun ol; yetinme okyanus ol umut, özgürlük ve kardeşlik için; deprem ol, tsunami ol haksızlığın, sömürünün, gericiliğin üstüne...

22 Nisan 2008 21:31
Çark

Semacım bazen işe güce, yaşama ara vermek iyidir. Yani bir tatil iyi gelir. Ha gitmişken gazeteden, Internet'ten, televizyondan uzak dur derim... sokaklardaki memleket manzaralarındana da ara vermek istiyorsan o zaman yurt dışına ama sosyolojik olarak Türkiye'ye benzemeyen bir yere gitmen lazım; mesela bu neden Almanya olmasın (bana da beklerim). Oradan Hollanda, İngiltere, Fransa gibi yakın başka memleketlere de geçebilirsin. Sevgilerimle

15 Nisan 2008 17:07
Dijital makine ile fotoğraf çekimi

izninizle bundan 1,5 yıl önce MB'da yayınladığım "Dijital makineyle detay fotoğrafçılığı" başlıklıklı yazıma bağlantı vermek istiyorum (http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=3750). Dijital makinelerdeki özelliklerindeki müthiş gelişme ve fiyatlarındaki düşüş gerçekten çok sevindirici. En son yayına verdiğim "İstanbul manzaraları -1" başlıklı galerimdeki resimleri 2001 yılında yaklaşık 100 mark vererek aldığım webcam fotoğraf makinesi bir kompakt kamerayla çekmiştim. Makinenin ön izleme ekranı olmadığından ne kadar uğraşsam paralaks hatalarından kurtulamıyordum. Şimdi o fiyata en az 3 milyon piksellik bir makine almak mümkün ki, özellikleri karşılaştırılmayacak kadar üstün. Zaten o galeriyi de bu gelişmelere vurgu olsun diye biraz ironi yapmak için MB'da yer verdim. Eğer bu yorumumu yayınlarsanız beni "İstanbul manzaraları - 1" galerimle ilgili ek bir blog yazmaktan kurtarmış olacaksınız. Güzel yazılarınızın devamı dileği ve sevgilerle.

14 Nisan 2008 01:45
Günün geceye, gerçeğin yalana karıştığı an...

Şiirsel bir betimleme olarak "gözlerin dürüstlüğü" (hani yalan söylemez denir ya!) bende hep hoş çağrışımlar yapmıştır... gerçek hayatta da denemişimdir gözlerden bir şeyler okumayı, bu iş bana heyecan verdi, bazen allak bullak etti ama doğruyu bulduğuma hiç bir zaman emin olamadım, sırf bu yüzden hayal kırıklıkları da yaşadım... sonuçta kahve ve el falından ne anlıyorsam ve bunlara ne kadar inanıyorsam ondan öteye gitmez gözlerden beklentim. Madem sizin gözlere güveniniz tam bize de açın işin inceliklerini, gözler nasıl okunur, neresinden anlaşılır doğruyu söyleyip söylemediği... gerçekten aşık olanı, şıp sevdiyi, ihanet planlarını verir mi kolayca ele; bunlar kaç vakit önceden anlaşılır, yoksa bunlar gözlerden anlaşıldığında her şey için çok geç midir?! Öyleyse gözler büyük bir depremi yalnızca bir kaç dakika önceden haber veren bir "erken uyarı" sisteminden ileri gitmeyen bir şey değil midir?!

07 Nisan 2008 21:40
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 147
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1291
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Arkeolog olarak arkeoloji, Eski Çağ tarihi, günümüzde sit ve çevre sorunları başlıca ilgi alanlar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster