Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '14

 
Kategori
Sinema
 

BORGMAN: MİNİMALİZM VE MAKSİMALİZM ARASINDAKİ DENGESİZLİK

BORGMAN: MİNİMALİZM VE MAKSİMALİZM ARASINDAKİ DENGESİZLİK
 

Değişik hikaye kurgusuyla beklentilerimizi yüksek tutmamıza olanak sağlayan Borgman, orjinalitesini bir kez olsun bozmuyor. Akıcı bir anlatımla karakterlere odaklanan film, karakterler arasındaki içsel çatışmaya ayna tutuyor. Borgman 4 temmuz’da vizyona giriyor, kaçırmayın derim!

Tanımadığınız bir insana ne kadar güvenebilirsiniz…? sorusu ile yola çıkan “Borgman” ‘yabancı’ birine asla güvenmememiz gerektiğinin altını çizen ironik bir film. Sokakta evsiz birini gördüğümüz zaman ona yardım etmek isteriz, ama sonuçlarını hiçbir zaman düşünmeyiz çünkü kimse göründüğü gibi değildir. Boşa dememişler ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol diye… Bazen dış görünüş aldatıcı olabiliyor. “Acımayın acınacak hale gelirsiniz” sözünü hikayenin içine gizleyen film, cin fikirli ve kurnaz olmanın önemini vurguluyor. Merhamet göstermenin zorluğunu kör göze parmak sokarak aktaran film, ironiyi, çelişkiyi, paradoksu, karşıtlığı, zıtlığı ve frenetikliği müstehzi bir şekilde hikayenin en can alıcı noktasına yerleştiriyor. Sanki teatral bir parodi seyrediyoruz.

Kendini evsiz olarak tanıtmaktan pek memnun olmayan ‘Borgman’ sürekli evlerin zillerini çalıyor. Aileler onu evlerine almıyor. Nam-ı diğer ‘bela’ olan ‘Borgman’ (Jan Bijvoet) da kendini tanıdık biriymiş gibi yutturuyor. Bir şekilde evlere sızmanın yollarını arıyor. İnsanların saflığından yararlanan ‘Borgman’ nihayet kendine bir yuva buluyor. Başta hepimiz yuvayı kendisi için bulduğunu zannediyoruz, ancak sonradan öğreniyoruz ki herşey müritleri için! Bela geliyorum demez öyle değil mi?

Seyirciye okkalı bir şamar atan film, kurban olarak seçilen aileye yapılan eşek şakasını sert bir şekilde seyirciye aktarıyor. Olay örgüsünün sürprizlerle dolu oluşu filmi Everest tepesine taşıyor ve kafamızdaki soru işaretleri gitgide çoğalmaya başlıyor. Aslında Borgman o kadar zeki bir karakter ki, neredeyse tüm olayları kendi lehine döndürüyor. ‘Borgman’daki şeytan tüyü tüm karakterlere bulaşıyor resmen. ‘Borgman’ bir nevi lider gibi… ‘Borgman’ın niteliklerine göre konuşacak olduğumuzda hem mitolojik, hem de ikonografik olarak birbirine entegre olan alt-metinler filme patika açıyor. Yani filmi oldukça sıradışı kılıyor. İnsanları üfleye üfleye kendine bağlayan ‘Borgman’ şunu düşünüyor: çamur at izi kalsın! Bize kalırsa ‘Borgman’, benliğini kirleten böceklerle yaşamaya alışık olan bir tanrı misafiri. Borgman girdiği evde kendine yeni kimlikler ediniyor. Önce kendini kurtarıcı olarak tanımlıyor, sonra da misyonunu tamamlamak için bambaşka bir kimliğe bürünüyor. İlahi bir rehber olmak istermişcesine, karakterlerin sorunlarını üstlenip, onlara rehberlik yapıyor.

Yazının girizgahında da bahsettiğimiz üzere, saf insanları sevmeyen ‘Borgman’ öyle bir misyon üstlenmiştir ki, amacı yalnızca kendi doğrularını dikte etmektir. ‘Borgman’ı kısık ateşte yemek pişirmeyi sevmeyen bir ahçıya benzetebiliriz çünkü ‘Borgman’, kendinden başka kimseyi sevmemektedir. ‘Borgman’ insanları yoldan çıkaran bir günahkardır. Borgman’ ilk önce kendine güven duyulmasını sağlar, sonra da insanları köşeye fırlatıp atar. Tıpkı kullan-at telefon kartları gibi… ‘Borgman’ tüm bu tavırlarıyla gerçekten  seyircilerin ilgisini yukarı doğru çekiyor. Bize varoluş nedenlerini sorgulatan ve topluma ayak uyduramayan aylak ‘Borgman’, ‘minimal’ yaşam tarzını sevdiğini her fırsatta dile getiriyor. Zaten bu oldukça net!

Soyut unsurların yer aldığı filmde, dünyevi istekleri ötelenen ‘Borgman’ın sanki kendine ait metaforik köpekleri var. Peki, o mataforik köpekler neyin nesi? Belki de o köpekler Borgman’ın havarileridir, ya da vücüt bulmuş halleridir. Emin olamıyoruz ama emin olduğumuz tek şey onların ‘Borgman’ın beyninde yaşıyor oluşu. Lafın özü, zenginlik takıntısı olmayan ‘Borgman’, duygularını bir kenara bırakarak, yalnızca kendisine odaklanıyor. Varsa yoksa ‘minimalizm’. Kara komediyi çoğu zaman mecazi terimlerle allayıp pullayan  film, perde karşısındaki seyircinin aklını alıp, çok uzaklara doğru götürüyor. Bunun en önemli sebebi de Borgman karakterinin komediye olan eğilimi. Borgman’ın yaptığı hareketler gerçekten çok komik, ama o bunları komik olmak için yapmıyor. ‘Borgman’ aslında basit bir karakter değil tam tersine çok yönlü… ‘Borgman’ın yegane isteği özgür olabilmek! Ama filmde büyük bir çelişki var, ‘Borgman’ bize ‘minimal’ bir hayat sürmek istediğini beyan ediyor, ama farklı davranıyor. Örneğin kocaman bir eve sahip oluşu bu düşüncesini doğrulamıyor. Hani nerede kaldı minimalizm?

Karakterin çelişkisini bir kanara bırakıp hikayenin geneline bir bakış attığımızda, minimalizmle, maksimalizm arasındaki eşitsizliği ve sınıf çatışmasını anlatan “Borgman” yarı-anarşist bir karakterin eylemlerini doğru bir şekilde irdeliyor. Liberal toplum yapısının ayaklar altına alınması da cabası!

Gelelim filmin yönetmeni olan Alex Van Wermerdam’a… İyi bir mizah yolunun ciddi olmaktan geçtiğini düşünen yönetmen Alex Van Wermerdam, karakterlerin komik olmasından ziyade eylemlerin ve durumların, kendiliğinden mizahı yaratmalarını doğru buluyor. Bunu sade absürtlük olarak tanımlayabiliriz. Alex bize sadece göstermek istediklerini yansıtıyor. Bunun dışında Alex, ne karakterlerini sevdiriyor, ne de nefret ettirtiyor. Herkes olması gerektiği kadar çılgın ve sorunlu!

Sonuç itibariyle; “Borgman” ‘deneysellik’ performansını arttıran en ilginç filmlerden biri. Kalıpları yıkıp, rafa kaldırmamızı isteyen “Borgman” bizi yeni maceralara doğru sürüklüyor. Saman altından su yürütmeyi seven ‘Borgman’ karakterine, farklı formlar kazandıran yönetmen resmen onu oyun hamuru misali yoğuruyor. Artık nasıl bir şekil orataya çıkarsa… Yazıyı noktalamadan önce yönetmenin çok önemli bir mesajını aktarmak yerinde olur. “Sakın evinize bilmediğiniz birini almayın, yoksa hayatınız zindan olur.” Yönetmenin bu mesajına kulak vermek lazım. Tabi şunu da unutmadan ekleyelim: ‘Borgman’ın az ve öz konuşuyor oluşu filmi bir hayli mistikleştirdi. Film sona erdiğinde Aa böyle miydi, diye düşündük. İşte gerçek bir film!

www.arzucevikalp.com

twitter.com/Cine_Deseo

sinemamilliyet@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bir sır verecek gibi yapıp vazgeçip söylemeyen insanlar gibiydi film.

die stimme des mondes 
 02.10.2014 19:06
Cevap :
evet doğru... teşekkürler yorum için...   03.10.2014 5:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 835
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster